<

<

Gökçek Ankara'yı nasıl susuz bıraktı?

Gökçek Ankara'yı nasıl susuz bıraktı?
Gökçek eleştirilerin odağında.
DSİ defalarca uyardı. Susuzluğu önleyecek proje ihale bile edildi. Ancak 'Kaynak yok' diyen Gökçek, ASKİ'nin parasını yol ve kavşaklar için harcadı

10/08/2007 (4612 kişi okudu)

LEVENT TOSUN (Arşivi)

NERMİN FENMEN (Arşivi)

Ankara deniz veya akarsu kenarına kurulmamış nadir kentlerden biridir. Ancak eski Ankaralı aklını ve bilimi kullanarak su sorununu çözmüştür. Ankaralılar bundan 1800 yıl önce Roma Hamamı'na Elmadağ'dan künklerle su taşımışlardır. Hem de küçük bir taşra hamamına değil, 130 x 80 m büyüklüğünde bir imparatorluk hamamına. Bent deresine ismini veren bendin arkasında su toplayıp kaleye su çıkarmışlardır. O halde yaşanan
su sorununun nedeni Ankara'nın yerleşim yerinin yanlışlığı değildir.
Küresel ısınma tüm dünyayı etkilemektedir; sadece Ankara'yı değil. Dünyada bize benzer hangi kentte bu şekilde sular kesilmektedir? Hangi şehirde yöneticiler kent halkına 'geçici olarak göç etmeyi' tavsiye etmektedirler? O halde su sorununun nedeni küresel ısınma da değildir.
2007 Ankara'nın en yağışsız yılı değildir. Bundan önce daha yağışsız yıllar olmuş ama sular kesilmemiştir. Hem eğer yağış olmamışsa Kızılırmak suyunun alınacağı Kesikköprü ve Hirfanlı barajlarındaki 6 milyar metreküp su nasıl birikmiştir?
O halde su sorununun nedeni kuraklık da değildir. Sorunun temelinde beceriksizlik, keyfilik, planlamadan ve bilimsellikten uzaklaşmak yatmaktadır.

Ankara'nın suyu nereden geliyor?
Ankara'ya su sağlayan yedi adet baraj var:
Bu barajlardan Çubuk-I ve Bayındır barajları kirlenme ve kapasite düşüklüğü nedeniyle kullanımdan çıkarılmıştır.
Çalışmakta olan beş baraj ve depolama kapasiteleri şunlardır;
Çamlıdere: 1 milyar 220 milyon metreküp
Kurtboğazı: 92 milyon metreküp
Eğrekkaya: 85 milyon metreküp
Akyar: 47 milyon metreküp
Çubuk-II: 25 milyon metreküp
Çamlıdere barajının kapasitesinin yüksek tutulmuş olması, henüz yapılmamış olan Işıklı Barajı'ndan gelecek suyu depolamaya yöneliktir. Çamlıdere'nin kendi havzasından toplanan su, yalnızca 130-150 milyon metreküptür.
Barajların depolama kapasitesi:
1 milyar 470 milyon metreküp.
Ankara'nın yıllık su gereksinimi:
420 milyon metreküp.
Barajlar tam dolu olsa uzun süre yetecek suyumuz olacaktı. Çamlıdere Barajı halen kapasitesinin çok altında kullanıldığından barajlarımızda toplanan su miktarı 400 milyon metreküp civarındadır. Işıklı barajı devreye girmediğinden mevcut barajlar Ankara'nın gereksinimini ancak karşılayacak düzeydedir. Barajlardaki doluluk oranının yüzde 5'lere düşmesiyle kalan suyun Ankara'da ağustosu çıkarıp çıkarmayacağı dahi tartışma konusudur. 'İki gün var-iki gün yok projesi' ile sürenin ekim başına kadar uzatılması hedefleniyor. Ülkemizde bir su kaynağının tahsisi, merkezi bir otorite tarafından yapılır. Su kaynaklarının yönetimi Devlet Su İşleri'nin (DSİ) görevidir. 1968 tarihli 1053 sayılı yasa ile büyük kentlerin su sorunlarının çözümünde, DSİ'ye de görev veriliyordu. (18 Temmuz 2007'de yapılan değişiklikle bu yasa 'belediye teşkilatı olan tüm yerleşim yerleri'ni kapsıyor.) 1053 sayılı yasa uyarınca kentlerin içme suyu temini için projelendirmeyi ve bir kısım yatırımı DSİ gerçekleştiriyor, maliyeti yerel yönetimlerden alınıyor. Yasaya göre:
Madde 1- Ankara ve İstanbul şehirlerinin içme, kullanma ve endüstri suyunu temin etmek için DSİ yetkilidir.
Madde 2- Su kaynağını oluşturan barajlar, iletim hatları ve arıtma tesisleri DSİ tarafından, depo ve dağıtım şebekesi belediyelerce yapılır.
Madde 4- DSİ tarafından yapılacak işler için sarf edilecek bedelin tamamını ilgili belediyeler DSİ'ye borçlanırlar. Borçlanma şartları, DSİ ile ilgili belediye arasında yapılacak protokol ile tespit edilir.
Gecekondulaşmanın da etkisiyle Ankara'nın hızla artan nüfusu 1960'larda su sorununu dayanılmaz duruma getirmişti. 1968 yılında DSİ bir master plan hazırladı. Ankara'nın 1970-2020 yılları arasındaki 50 yılı planlandı. Önce Ankara'nın nüfus artışı ve su gereksinimi hesaplandı. Buna bağlı olarak hangi barajların hangi yıllarda devreye girmesi gerektiği planlandı.
Plana göre 1974 yılında Kurtboğazı Barajı devreye girdi. Master Plan uyarınca 1978'de devreye girmesi gereken Çamlıdere Barajı, tünel açmadaki bazı sorunlar nedeniyle ancak 1985'te devreye girdi.

Duraklama devri ve Işıklı barajı
İncegez Barajı yerine yapılan Eğrekkaya 1992'de, Akyar ise 2000'de devreye girdi. Çamlıdere Barajı'nın kapasitesi büyük tutulmuştu. Çünkü daha sonraki etaplarda inşa edilecek olan Işıklı sistemlerindeki baraj suları tüneller ile Çamlıdere'de biriktirilecekti. Işıklı baraj sistemi Ankara'nın yaklaşık 100 km kuzey batısında Gerede civarında yapılacak ve kente aşağıdaki yıllarda su vermeye başlayacaktı:
Işıklı 1.etap 1993
Işıklı 2.etap 2000
Işıklı 3.etap 2010
Yapımına 1970'lerin sonunda başlanan Çamlıdere Barajı'ndan Ankara'ya su üç tünelden geçerek geliyor.
Tünellerin ikisi kısa; 2-3 km, Kınık tüneli ise 16 km. O yıllarda DSİ uzun tünel konusunda yeterli donanıma sahip değildi ve arazinin özellikleri önceden bilinmiyordu. Kazıldıkça ortaya çıkan sorunlar çözülmeye çalışıldığından tünel yapımı uzun ve zorlu bir süreç oldu. Işıklı baraj sisteminden suyu Çamlıdere barajına getirecek tünel ise 32 km uzunluğunda olacaktı. Kınık tünelinde yaşadığı zorluklar nedeni ile DSİ tünel yöntemine sıcak bakmıyordu.

Master Plan revizyonu
Başka bir yöntem bulunması için 1994 yılında ihale açıldı; 2050 yılındaki
7 milyonluk Ankara için mevcut master plan (1970-2020) revize edilecekti. İşi rakiplerinin neredeyse yarı fiyatına alan ortak girişimde Japonya'dan devlet kuruluşu bir müşavir şirket de vardı. Yapılan uzun çalışmalar sonucunda (1994-2000) "Işıklı Barajı'ndan başlayan kısa bir tünel yapılması ve suyun pompa ile dağların üzerinden aşarak Çamlıdere Barajı'na akıtılması" yöntemi benimsendi. Pompa demek "Devamlı enerji harcamak ve pahalıya su elde etmek" demekti ama DSİ bu sonuçtan memnundu; uzun tünel açılmayacaktı. Japon müşavir de memnundu; Japonya'dan kredi alınacaktı, pompalar da herhalde Japonya'dan gelecekti. Başbakan Japonya'ya gidiyordu. Gitmişken kredi anlaşmasını da imzalayacaktı.
Ancak, bu kredinin geri ödenmesi için DSİ ile Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin protokol imzalaması gerekiyordu.

İş suya düşüyor
Belediye protokolu imzalamadı. "Eğer para benim cebimden çıkıyorsa ihaleyi de ben yaparım" diye mi düşündü, yoksa tünel yerine pompa seçeneğini mi beğenmedi, bilinmez. DSİ Hazine Müsteşarlığı'na bir yazı göndererek kredi hakkında bilgi verdi ve "2010'a kadar Gerede sistemi devreye girmezse Ankara'da su sıkıntısı yaşanabileceği"ni bildirdi. Hazine Belediye'den görüş sordu. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Hazine Müsteşarlığı'na gönderdiği 9 Mart 2004 tarihli yazı ise su konusunda yaşadığımız sorunun ana nedenini ortaya koyuyor. Yazıda özetle şunlar belirtiliyordu: "Hazine garantili borçlarımızın artırılmaması için su temini projelerini yap-işlet-devret modeli ile yapmayı düşünüyoruz. Metro belediyemizin öncelikli projesidir. Gerede Işıklı projesini DSİ yapsın."

Sonun başlangıcı
DSİ, 2006 yılında belediyeyi yeniden uyardı. Önlem alınmazsa Ankara'yı büyük bir kâbusun beklediğini belirtti. Haziran 2006'da belediyenin DSİ'ye gönderdiği yazıda "2006 yazı itibarı ile Ankara'da ciddi bir şekilde su sıkıntısı çekilmesinin muhtemel görünmediği" bildirildi. Ve böylece, ASKİ'nin kaynakları, su ve kanal işleri yerine kuruluş yasasında olmadığı halde yollar ve köprülü kavşaklara harcandı.
Gerede sisteminden su gelince İvedik Su Arıtma Tesisi'nin genişletilmesi gerekecekti. Mevcut tesisin yanında bu iş için ayrılan alana da ASKİ Spor Salonu yapıldı.
Barajlarda sular azalmaya başlanınca ASKİ bir şeyler yapma gereği duydu. Kurboğazı Barajı'na su akıtacak olan Kavşakkaya Barajı için 31 Mayıs 2005'de ihale açtı. Katılan dokuz firmanın teklifleri 8-12 milyon dolar arasındaydı. Bu arada ne olduysa, belediye işi kendisi yapmaya karar verdi. Belediye Başkanı şöyle diyordu: "Baraj ihaleye çıksaydı 100 milyon dolara mal olurdu. Biz yapıyoruz. 20 milyon dolara mal oluyor."
İnşaat alanında taşeronlar ve belediye kamyonları yan yana çalışıyorlar; ama baraj hâlâ devreye giremedi.
Ankara Belediyesi, 1970-2020 Master planında yer alan Gerede Işıklı sistemlerinin önemini, su sıkıntısı baş gösterince, daha yeni kavradı. Pompalı sistemden vazgeçildi. Tekrar eski tünelli sisteme dönüldü. Tünelin ne şekilde yapılırsa daha uygun olacağının araştırılması işi bir müşavirlik şirketine daha yeni verildi. Bunun da ötesinde; Kızılırmak'tan su getirilmesi projelendirme çalışmaları acele olarak tamamlanıp borular döşenmeye başlandı. Sular gürül gürül akmaya başlayınca bu proje ile Ankara'yı kurtaranları halkımız kahraman ilan edecek!

Kızılırmak suyu
Halbuki Kızılırmak suyu Ankara için yeni değildi. O zamanki adıyla Ankara Sular İdaresi Umum Müdürü Eşref Özand 1957 tarihli Büyük Sakarya Projesi isimli kitabında şöyle diyordu: "Su, evsaf itibariyle çok bulanık ve ayni zamanda tuzlu olup tuz miktarı bilhassa asgari sarfiyat devresinde normalden 10 misli kadar fazladır. Sakarya'ya nazaran 40 km daha kısa olmasına rağmen gerek suyun tuzlu, gerekse tasfiye tesisatı işletmesinin daha güç ve masraflı olması ve ayni zamanda pompajda iki misli daha
enerji sarfı icap ettirmesi sebebiyle Kızılırmak sureti halle uygun görülmemiştir."
DSİ'nin 1968 tarihli Master Planı'nda da Kızılırmak suyu irdelenmiş: "Pompa gideri nedeniyle bu seçenek devre dışı bırakılmasın. Hattın bir bölümünde tünel açılarak pompa gideri azaltılabilir. Su kalitesi Dünya Sağlık Örgütü standartlarına uygun değil. Kirlilik yüksek. İleride bu suyun arıtılması yöntemleri de irdelenmeli. Kızılırmak'tan su alınırken nehrin aşağısında kalan yörelerin sulama, elektrik üretimi, kullanma suyu gereksinimi de göz önüne alınmalı."
Belediye bu bilimsel önerileri göz önüne almadan Kızılırmak'tan su getiriyor.
DSİ Kızılırmak'tan su alınmasına karşı çıkıyor. Aralık 2005 tarihli raporunda suyun içme suyu olamayacağını söylüyor. Tünel açma seçeneği, zaman kısıtlaması yönünden, gözardı edilmiş. Suyu dağlardan aşırmak için yüksek bedeller ödeyeceğiz. Daha az pompa istasyonu ile suyu aktarabilmek mümkün. Büyük kapasiteli pompalar kısa sürede bulunamayacağı için küçük pompa kapasiteli beş pompa istasyonu yapılacak. Yani, pahalı seçenek tercih ediliyor. Bu kadar kısa sürede yeterli miktarda çelik boru bulunamadığı için piyasadan bulunacak borulara göre hat döşeyeceğiz. Yüksek basınçlı yerlerde çelik boru, alçak basınçlı yerlerde camelyaf takviyeli plastik (CTP) boru kullanılacak. Gölbaşı tarafından gelen ve Dikmen tepelerine kadar yükselmiş olan su buradan cazibe (yerçekimi) ile kente dağılabilir. Ama su henüz arıtılmamış olduğundan önce yokuş aşağı İvedik arıtma tesislerine kadar götürüp, sonra Çankaya tepelerine doğru yeniden pompa ile basacağız. Çünkü, kısa sürede ancak bunlar yapılabilir...

Nasıl arıtılacak?
İvedik arıtma tesislerine gelen Kızılırmak'ın suyunun burada arıtılması öngörülüyor. Tüm bilimsel veriler Kızılırmak suyunun içme suyu olarak uygun olmadığını söylüyor. Günümüz teknolojisiyle kanalizasyon suyunu bile arıtıp içmek mümkün. Deniz suyunu arıtarak içme suyuna dönüştüren ülkeler var. Ancak Kızılırmak'ın suyunda bulunan klorür ve sülfatların arıtılması için gerekli ters ozmoz teknolojisi İvedik tesislerinde bulunmuyor.
Sivas'tan başlayarak yukarı Kızılırmak havzasındaki tüm kirlilik yükleri uzun yıllar boyunca Hirfanlı Baraj gölünde birikti. Kayseri'nin tüm atıksularını taşıyan Karasu ile Kırşehir'in atıksularını taşıyan Kırşehir Çayı Hirfanlı Barajı öncesi Kızılırmak'a akıyor. Kızılırmak nehrinin doğal yapısından kaynaklanan sertlik (kalsiyum klorür), sülfat ve tuz değerleri yüksek.
Kalsiyum klorür suyun sertliğini artırır, sabun ve deterjanın köpürmesini engeller, suyun taşındığı boru ve kaplarda kireç tabakası oluşumuna yol açar. Klorürlerin kentsel içme suyu şebekesindeki en önemli etkisi, aşındırıcı özelliğidir. Metal borularda klorür, tepkimeye girerek suda çözünen metal tuzları oluşturmakta, böylece içme suyu içinde metallerin artmasına neden olmaktadır. İçme suyuna karışan kurşun ve bakır, çocuklarda gelişim bozuklukları ve zekâ geriliğine, yetişkinlerde ise mide sorunlarına ve beyin hasarına yol açabilmektedir. İçme suyunda litre başına 250 miligramın üzerindeki sülfat varlığı suyun kokusunu ve tadını olumsuz etkiler. 1000 mg üzerindeki varlığı da ishale yol açar. Dünya Sağlık Örgütü, litrede 500 miligramı aşan miktarlarda sülfat taşıyan içme suları için halkın uyarılmasını önermektedir.
İvedik arıtma tesislerindeki su litrede 15-20 mg sülfat içermektedir. Kızılırmak suyunda ise 350 mg civarındadır. Halkın uyarılması gereken bir diğer nokta da, bu suların kaynatılmaması gerektiğidir. Su kaynatılırken buharlaşacak, içindeki zararlı maddeler daha da yoğunlaşacaktır.

21. Yüzyıl Ankarası
21. Yüzyıl Ankarasının gündemi işte bu konulardır. Özellikle son 10 yıldır yaşanan ihmal, umursamazlık, plan ve bilimsellikten uzaklaşma sonucunda gelinen nokta ortadadır. Yağışların azlığı altyapı eksikliğimizi görmemizi öne almıştır. Şimdi, günü kurtarma çabaları zamanıdır. Bu da bilimsellikten daha da uzaklaşılmasına neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti buna layık değildir.
Levent TOSUN: Eski Ankara Sular İdaresi Genel Müdürü, Makina yüksek Mühendisi

Nermin FENMEN: Kimya yüksek Mühendis

Etiketler: , ,

/p>
<
<

<2/span> Yorum: “
    <
  1. # <Blogger erol taşcıyazıyor...


Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›