<

<

Ermenistan’ın ‘Barış’ Çağrısı: Dink’in Ölümü Yaklaştırabilir mi?

Dün ajansların flaş geçtikleri habere göre Dink’in cenaze töreni Türkiye ve Ermenistan’ı da yakınlaştırmıştı. Büyük Türk gazete ve televizyonları törene Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçeryan’ı temsilen gelen Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakosyan’ın tarihi bir açıklama yaparak Ermenistan’ın Türkiye ile hiçbir koşul olmadan diplomatik ilişki kurmaya hazır olduğunu duyurdular. Bu açıklamaya büyük bir gazetemiz “Ermenistan kapıları açtı” diye duyurdu. Bir diğer gazete ise “Ermenistan’dan uzlaşı çağrısı” manşetini atmıştı. Bir başka büyük gazetenin manşeti ise “Sessiz çığlığa Ermenistan’dan barış yanıtı: Önkoşulsuz görüşelim” şeklindeydi. Diğer yayın kuruluşları da Kirakosyan’ın açıklamalarını yeni ve olağanüstü bir gelişme gibi verdiler.



Anlaşılan o ki Türk basın yayın kuruluşları Ermenistan ile ilişkilere pek bir Fransız. Tahminim Kirakosyan da içinden “biz her zaman aynı şeyi söylüyoruz, adamlar şimdi ilk defa duymuş gibi oldular. Bu Türklerin hafızasında bir sorun mu var acaba?” diye düşünmüştür. Çünkü Ermenistan uzun süredir “önkoşulsuz diplomatik ilişki kuralım” demektedir. Bunun barış istemekle bir ilgisi de yoktur. Çünkü diplomatik ilişki için koşul öne süren Türkiye’dir. Türkiye’nin öne sürdüğü ön koşul ise son derece basittir: İşgal ettiğin topraklardan çık ve benim topraklarıma Ermenistan demekten vazgeç.


Ermenistan Türkiye’ye önkoşul ileri sürebilecek bir durumda değildir. “Önkoşulsuz diplomatik ilişki kuralım” çağrısı da suçüstü yakalanan bir suçlunun polise yaptığı “önkoşulsuz olarak beni serbest bırak. Sana bu şansı veriyorum” demesine benzer.



TÜRKİYE NEDEN DİPLOMATİK İLİŞKİYİ KESTİ?



Ermenistan bağımsızlığını ilan ettiğinde onu ilk tanıyan devletlerden biri de Türkiye olmuştur. Türkiye gelişmeyi önemli bir fırsat olarak değerlendirmiş ve genç Ermenistan’ın güçlenmesini temenni etmiştir. Hatta deprem ve ekonomik felaketlerle sarsılan Ermenistan’a buğday ve diğer yardımlarda bulunulmuş, Batı’dan gelen yardımlar Türkiye’nin sağladığı kolaylıklar sayesinde Ermenistan’a ulaşabilmiştir. Ancak Ermenistan daha kurulur kurulmaz Azerbaycan’ın topraklarına saldırmıştır. Karabağ’ı almakla kalmamış, Karabağ ile Ermenistan arasında kalan, hatta Karabağ’ın çevresindeki diğer Azeri topraklarını da işgal etmiş. Rusya’nın yardımı ile yaşanan bu işgale ek olarak Ermeni güçleri Nahçıvan’a da saldırmaya kalkmış, olası bir işgal Türkiye’nin müdahalesi ile önlenebilmiştir. İşgallerin sonucunda 1 milyon Azeri kaçkın (mülteci) durumuna düşmüştür. Bu rakam Bosna Savaşı’ndaki Boşnak mülteci sayısından fazladır. Üstelik bu insanlar hala evlerine dönebilmiş değildir. Ermenistan bununla da kalmamış Bağımsız Bildirgesi’nde Türkiye’nin Doğu illerinden ‘Batı Ermenistan’ diye bahsederek ileride bu illerin de alınacağı gibi bir imada bulunmuştur. Sözkonusu belge Ermenistan Anayasası’nın parçası sayılmıştır.



Bu şartlar altında Türkiye önce Ermenistan’ı uyarmış, ardından da diplomatik ilişkilerini kesip, kara sınırını da kapatmıştır. Oysa ki Ankara Hükümeti Ermenistan ile yakın ilişkiler kurup buradan Azerbaycan ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerine daha kolay bir şekilde uzanmayı düşünüyordu. Yani Ermenistan, Türkiye için stratejik bir ortak olabilirdi. Türkiye’de hükümetler değişmiş, en sağından en soluna bir çok isim görev almış, ancak Türkiye’nin Ermenistan ile iyi ilişkiler kurma arzusu değişmemiştir. Hatta ülkenin en ultra-milliyetçisi Alparslan Türkeş dahi gruru bir yana bırakıp ülkesi için Erivan’a kadar gitmiş ve barışa katkıda bulunmaya çalışmıştır.



İlk Ermeni Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan da Türkiye ve Türkler ile barışmak yanlısı bir isimdi. Ermeniler Türklerle kavga ettiği sürece bundan en büyük zararı Ermenilerin göreceğini düşünüyordu. Yani tıpkı Hrant Dink gibi düşünüyordu. Ermeni kimliğini Türk düşmanlığına dayamamak gerektiğini savunuyordu. Petrosyan’a göre düşmanlık Ermenileri dış güçlere bağımlı hale getiriyor ve Ermenistan’ın gerçek bağımsızlığını engelliyordu. Ermenistan’ın 100 milyondan fazla Türk nüfusla çevrili 2-3 milyon nüfusu olan küçük bir ülke olduğunu ve Türkler ile Ermenilerin tahminlerin çok ötesinde iç içe olduğunu düşündüğünüzde Ter Petrosyan’ın tarihi çıkışı anlamlıydı. Fakat Petrosyan Yönetimi Rusya ve Taşnakların ortak operasyonu sonucunda alaşağı edildi ve ülke Diaspora’nın aşırı uçları ile Rusya’nın etkisine terk edildi. Bugün ülkenin örneğin enerji sektörü tamamen Ruslara bırakılmış durumdadır.



Ter Petrosyan’ın yerine gelen Robert Koçaryan ise Karabağ Savaşları’na bizzat katılmıştır. Kendisi Cumhurbaşkanı olduğunda aslında Azeri vatandaşı idi ve yasada hile yaparak seçimlere katılmıştı. Bir diaspora Ermenisi olarak Koçaryan Ermenistan’da Türk düşmanlığının en önemli savunucusu ve bundan beslenen en önemli siyasi isimdi. Daha iktidara gelir gelmez “Türklere hadlerini bildirmek”ten bahsediyordu. Ona göre Ter Petrosyan Türklerle nasıl konuşulacağını bilmiyordu. İlk iş olarak soykırım iddialarını tekrar canlandırdı ve tüm dünyada Ermeni diasporasını Türkiye aleyhine çalışmaya zorladı. Türkiye her alanda köşeye sıkışırsa Ermenistan’ın her istediğini kabul edebilirdi. İkinci olarak diaspora Ermenileri Ermenistan’da daha etkili bir hale geldiler. Ter Petrosyan’ın Ermenistan Ermenilerince yönetilen Ermenistan hayali suya düştü. Rusya karşısında Erivan Sovyet döneminden dahi daha bağımlı bir hale geldi. Bu arada Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkilerde hiçbir olumlu gelişme yaşanmadı. Türkiye-Gürcistan ve Azerbaycan ekonomik entegrasyon ve siyasi işbirliği yolunda yürürken Ermenistan neredeyse tüm önemli bölgesel işbirliği projelerinin dışında kaldı. Örneğin Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Ermenistan’ı by-pass ederek geçti.


TÜRKİYE AMBARGO UYGULUYOR MU?



Türkiye tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen Koçaryan’la da iyi ilişkiler kurmak arzusundaydı. Bunun için çok çeşitli jestlerde de bulunuldu. Ancak Ermenistan bu jestlerin hiçbirine olumlu yanıt vermedi. Örneğin kara sınırları kapalı kalsa da hava kapısı açıldı. Onbinlerce Ermeni’nin Türkiye’de çalışmasına de facto izin verildi. Bugün en az 50.000, kimi rakamlara göre 75.000 Ermeni Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde çalışmaktadırlar. Ayrıca çok sayıda Türk şirketi İran ve Gürcistan üzerinden Ermenistan’la milyonlarca dolarlık ticaret yapmaktadırlar. Bu ticaretin 200-400 milyon dolar arasında olduğu sanılmaktadır. Bir çok uzaman göre kara sınırı açılsa da ticaret yaklaşık olarak bu rakamlar civarında gerçekleşecektir. Tüm bunlara dikkate alındığında Türkiye’nin pratikte herhangi bir ambargo ya da sınırları kapatma politikası izlemediği, sadece görünürde kara sınırının kapalı kaldığı anlaşılmaktadır.



Türkiye’nin ikinci önemli adımı ise Ermenistan ile görüşme kanallarını sürekli canlı tutmasıdır. Kara sınırını tamamen açmak isteyen Türkiye de ilişkilerin Ermeni işgali ile kilitlenmesinden rahatsızdır. Hem Türkiye, hem de Azerbaycan hükümetleri Ermeni işgali nedeniyle kamuyoyunun büyük baskısı altındadır. Avrupa Birliği ve Konseyi’nin dahi Ermenistan’ı Karabağ ve çevresinde “işgalci” olarak tanımladığı bir ortamda Türkiye’nin karşılıksız herhangi bir adım atması düşünülemez. Bu nedenle Türkiye, Ermenistan’a en azından birkaç bölgeden geri çekilmesini salık vermiştir. Bu sayede Türkiye de ilişkileri Karabağ ve işgal ipoteğinden kurtarabilecektir. Ne var ki Ermenistan işgal ettiği bir tek noktadan dahi geri çekilmeye yanaşmamış, Ermeni Devlet Başkanı Koçaryan aksine çok sert açıklamalarda bulunmuştur. Şu haliyle Ermenistan işgal ettiği topraklar konusunda öylesine katıdır ki Azerbaycan askeri seçenek dışında başka seçenek kalmadığını düşünmektedir. Türkiye ise bölgesinde yeni bir savaş istememektedir.



Türkiye’nin en hayati jestleri ise Başbakan Tayyip Erdoğan döneminde yaşanmıştır. Daha AK Parti iktidara gelmeden partinin ilk Dışişleri Bakanı olacak Sayın Yaşar Yakış ile parti genel merkezinde yapmış olduğumuz görüşmede AK Parti’nin Ermenistan konusunda ne kadar iyimser ve heyecanlı olduğunu bizzat gözlemlemiştim. Yakış ilk iş olarak sınır kapısını açacaklarını ve Van’daki Akdamar Ermeni Kilisesi’ni restore edeceklerini söylüyordu. Ben ise kendilerine sınır kapısı konusunda bu kadar iyimser olmamaları gerektiğini aktarmıştım. Akdamar Kilisesi’nin restorasyonu tamamlandı. Aslına bakılırsa geçmiş hükümetlerin de Ermeni kiliselerine karşı herhangi bir tavrı yoktu. Mesele bütçe meselesiydi. 1994, 2001 Krizi gibi ekonomik bunalımlar hatırlanırsa Türkiye’nin bu tür tarihi mekânları restore etmekte neden zorlandığı daha iyi anlaşılabilir. AK Parti kilise restorasyonu dışında sınırları açmak konusunda da oldukça aktifti. Ancak Ermeni tarafı dışarıda “önkoşulsuz görüşmeden” bahsederken kapı ardında işgali sonuna kadar sürdürmek istemiştir. Sürekli olarak ayak direyen taraf olmuştur. Erdoğan’ın tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi ‘hep bir adım önde olma’ siyasetine hep en sert ret yanıtlarını veren taraf Ermeniler olmuştur. Bilindiği gibi AK Parti’nin çevre politikası daha çok Ahmet Davutoğlu’nun ‘komşularla sıfır sorun’ yaklaşımına dayanmaktadır. AK Parti Hükümeti daha ilk başından beri tüm komşular ile sorunların kısa sürede çözülebileceğini savunmuş, hatta Kıbrıs’ta Cumhuriyet’in en köklü politikalarını bir yönüyle ters yüz edebilmiştir. Suriye, İran, Bulgaristan, Gürcistan ve Yunanistan ile ilişkiler hiç olmadığı kadar iyi bir düzeye gelmiştir. Bir tek istisna Ermenistan olmuştur. Bunu bizzat Başbakan Erdoğan da kabul etmiş ve 2006 yılında adeta patlayarak “sürekli olarak Ermenistan’ın peşinde koşamayız” deme noktasına gelmiştir. Ermenistan öylesine uzlaşmaz bir tutum içindedir ki Erdoğan’ın, Koçaryan’ı 2004 NATO İstanbul Zirvesi’ne daveti dahi sonuçsuz kalmıştır. Erdoğan sürekli olarak Koçaryan’la bir yerlerde buluşu ilişkileri yumuşatmak istemiş, Koçaryan ise adeta dünyanın tek küresel gücünün lideri edalarında hep ret yanıtını vermiştir.



Şüphesiz Türkiye’nin en hayati jesti Ermeni soykırım iddiaları konusunda bir ortak komite kurulmasını önermesi olmuştur. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en cesur adımlarından biridir. Türkiye bu komiteye sadece Ermenistan’dan değil, Fransa, ABD gibi isteyen ve ilgili her ülkeden uzman ve tarihçilerin katılmasını da kabul etmiştir. Ne yazık ki bu jest de karşılıksız kalmıştır. Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan’a göre “bunlar tipik Ermeni propaganda taktikleri”dir.


PSİKOLOJİK BARİYER



Kısacası Türkiye, Ermenistan ile uğraşmaktan yorulmuştur. Ermenistan gibi son derece küçük ve önemsiz bir ülkenin Türkiye karşısındaki bu sert ve uzlaşmaz duruşunun ardında ise somut sorunlardan ziyade psikolojik nedenler vardır. Hrant Dink’in cenazesine gelen bazı diaspora ve Ermenistan Ermenileri dahi Türkiye’de başlarına kötü bir şeyler geleceği korkusuyla bu ülkeye gelmişlerdir. Birçok Ermeni hala Türkiye’de Türklerin kendilerini kesmek için sırada beklediklerini sanmaktadırlar. Türkiye sınırlarından ayakları titreyerek giren çok Ermeni vardır. Ne yazık ki Hrant Dink haklıdır. Ermeniler Ermeni kimliğini önemli ölçüde Türkler ile karşıtlık üzerine kurmuşlardır. Özellikle diaspora Ermenileri içindeki radikal bazı kurumlar ve daha çok da Kilise bu düşmanlığı beslemektedir. Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunları varlık sebepleri sayan Ermeni kurumları mevcuttur. Ermenistan içinde ciddi bir şekilde ‘kayıp Ermeni topraklarını geri alma’ ideali yaşatılmaktadır. Bu anlamda Dink’in cenaze töreni son derece yararlı olmuştur. Bizler için son derece doğal olan manzaralar İstanbul’a gelen ve olayı uzaktan izleyen Ermeniler için şoke edicidir. Türklerin onbinler olup “hepimiz Ermeniyiz” diye bağırabilmesi Türkiye dışındaki Ermeniler için anlaşılabilir bir durum değildir. Ancak deprem sonrasında Yunanistan ile yaşanan ‘yakınlaşma’nın aynısını Ermenistan ile beklemek için henüz erkendir. Hele hele Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakosyan’ın Türkiye ile hiçbir koşul olmadan diplomatik ilişki kurmaya hazır oldukları yönündeki açıklamaları ne yenidir, ne de flaş bir gelişmedir. Ermenistan şu ana kadar ilişkilerdeki tüm kredisini tüketmiştir ve önşart ileri sürmek bir yana kendisinden istenen şartları yerine getirmeden herhangi bir ilerleme sağlamak mümkün değildir.



Bu arada Türkiye böylesine sıfır-hafıza bir basınla nereye kadar gidebilir, onu da Tanrı bilir.
25 Ocak 2007, Sedat Laçiner

/p>
<
<

<0/span> Yorum: “
    <

>> Yorum Ekle <<

< <

< <

Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›