Blog kardeşlerinden Serdar Kaya, Gülay Öztürk temelli sığ sulardan yola çıkarak, Atatürk'ün düşüncelerinin olabileceğin en iyisi olmadığına kanaat getirmiş olacak ki boyundan derin sulara dalarak kendince bir “Gençliğe Hitabe” vücuda getirmiş.



“Ey Türk Gençliği! Çalışmaya Niyetin Var mı?” başlıklı hitabenin 1. ve 2. kısımlarını zahmet edip okumasanız bile “Ey gafil öğrenci”li “Gençliğe Hitabemin Perde Arkası” başlıklı yazıyı bir “psikiyatr eşliğinde” okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Zira başka türlü anlatmak ve sorunu halletmek hayli zor olacak. Bunu laf olsun diye değil samimi olarak söylüyorum, yapın! Ondan sonra gerçekten konuyu tartışmak istiyorsanız; kantin muhabbeti ayarındaki duman altı fikirlerden, daha devlete neden vergi verdiğini anlayamayan bir ekonomistin görüşlerinden öte yine tartışın. Yoksa kendinizi boşa yormayın, işinize bakın!

27 Yorum: “Şifalı Sular”

  1. # Anonymous derinsular yazıyor...

    Ayıp etmişsiniz, Selim Bey.

    Serdar Kaya  

  2. # Blogger M. Selim Naiboğlu yazıyor...

    Hakkınız var Serdar Bey, ama bunu birinin yapması gerekiyordu, en azından bahsi geçen yazınız için.  

  3. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    selim bey size bende katılıyorum. ama neticede blog kardeşi olduğumuzzu da unutmayalım. yoksa derinsuları bende taze bir iktisatçı olarak çok sert bir şekilde eleştiriyorum. ama şu son yazdıklarınıza da katılmamak mümkün değil yani!  

  4. # Blogger izlenimler yazıyor...

    Selim bey,

    Derinsular ile ilgili birkaç yazıdır ilginç bir şekilde -normalin dışında- kırıcı üslup kullandığınız dikkatimi çekiyor, doğrusu son zamanlardaki bu değişmeyi yadırgadığımı söylemem gerek. Elbette bu üslup bir tercih meselesidir, benimki sadece bir hatırlatma, gün gelir insan pişmanlık duyabilir.

    Selamlar.

    Fethi  

  5. # Blogger M. Selim Naiboğlu yazıyor...

    Fethi Bey açıkcası bende imânızı yadırgadım. Çok iyi bilirsiniz ki bu sitede gazetelere yansıyan haber ve yorumlar hakkında çok daha ağır üslupla yazılmış yazılar vardır.

    O yazıyı bir başkası, başka yerde ve başka zaman da yazsa aynı tepkiyi alacaktı.  

  6. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    bundan sonra bende sadece sayfama yazacam anlaşılan.demokrat blog kardeşimiz derinsular bazı yorumlarımı kırpmakla kalmıyor bazılarınıda sayfasına koymuyor. neyse sağlık olsun bundan sonra kendi sayfama yazıcam artık. bunu da burdan ilan etmiş olimde herkesin haberi olsun.  

  7. # Blogger izlenimler yazıyor...

    Merhaba,

    Yerine göre sert eleştirilerde bulunduğunuzu biliyorum, sadece tenkidin ötesinde -ekstra- bir şeyler hissettim. Neticede Derinsulardaki bahsettiğiniz yazı daha başkalarına nazaran hafif sayılabilecek bir şey.O sebeple garibime gitti. Muhtemelen yanılıyor da olabilirim.

    "Pişmanlık" ile zaman zaman kendi yaşadığım, bazen yaptığım sert eleştiriler sonrası hissettiğim bir duygunun diğer dostları da etkileyebileceğini kastediyorum.

    Sözlerimi yadırgamayın, insan değer verdiklerinden normal görünmeyen çıkışlar hissettiğinde bunun sebebini merak eder. Benimkini "dost acı söyler" kabilinden alın.

    Selamlar.

    Fethi  

  8. # Blogger Ali Işıngör yazıyor...

    Elinize sağlık Selim Bey.

    Şu cümleyi kuran bir adamın nasıl "iktisatçı" olduğunu inanın tahayyül edemiyorum:

    "Devlet, kendi kaynaklarını yine halktan topladığı vergilerle finanse ettiğine göre, harçlara karşı çıkan öğrencilerin durumu elbette kendi içinde çelişkili. Çünkü, kendi eğitimlerinin maliyetine bizzat kendilerinin değil, başka vatandaşların katkıda bulunmasını istiyorlar."

    Pardon, aynı fakültede bana başka bir şey mi anlattılar? Vergi denen "nane", insanlara karşılığında en kaba tabiriyle yol, su, eletrik, okul ve hizmet verilebilmesi için toplanmaz mı? O halde, çocuğu ya da annesi hastalanan insanları da hastanelere almayalım! Bu nasıl bir vahşi kapitalizmdir?  

  9. # Blogger izlenimler yazıyor...

    Merhaba,

    Burada yol, su, elektrik ve okul ibaresindeki okul devletin mecburi tuttuğu ilk ve ortaöğrenim olsa gerek. Buralarda ve zorunlu olmayan liselerde zaten harç alınmıyor, en fazla tebeşir parası, gizli kayıt parası, ıvırın zıvırın parası isteniyor.

    Üniversite eğitimi de Türkiye'de büyük bölümü oluşturan devlet üniversitelerinde zaten parasızdır. Yılda 300-500 YTL harç ödemeyi (üstelik verilen karşılıksız başbakanlık bursu ve faizsiz harç kredilerini unutmayalım) paralı eğitim saymıyorsanız tabii. Zorunlu olmayan bir eğitimin devletçe finanse edilmesini eleştirenlere dahi karşı çıkılmasını anlamak zor.

    Eğitim ve sağlık konusunda devletin bizzat okul ve hastane işletmeye kalkmasının sonuçlarını görüyoruz. Sosyal bir hizmet verilecekse, devlet enerjisini bahsettiğiniz "ana oğul" gibi muhtaçları tespit ve bunlara ödeme yapma üzerinde yoğunlaştırsın.

    Bizim bedava devlet üniversitelerimizde genelde zengin insanlar ücretsiz okurken fakir fukara gene mağdurdur. Devletin sağlık kuruluşlarından köteği yiyen de fakirlerdir. Tabii, bir sürü tarlası, varlığı olduğu halde yeşil kartı olan ağaları söylemiyorum. Devlet bu işlere girdiği anda suistimal kapısı da ardına kadar açılır.

    "Bu nasıl vahşi kapitalizmdir" eleştirisini yaparken boş sloganlar kadar değirmenin nasıl döneceği üzerinde de yoğunlaşmak gerekir. Bakın sosyal devletin kalesi Almanya'da bile üniversite eğitimine harç konuldu geçenlerde, üstelik 500-1000 euro gibi bir meblağ. Almanya'da sosyal devletin ipini 3-4 yıldır sosyal demokratların çekmek zorunda kalması ne gariptir.

    Tamam saf sosyalizm bir çözüm alternatifidir, buna bir diyeceğim yok ama birilerinin çalışmasına izin verilen sonra da "toplumun kalanı sizin yüzünüzden fakir, diğer sınıfları sömürüyorsunuz, onlara da bakacaksınız" denilen sistemler hiç de ahlaki görünmüyor bana. Ara sistemlerde burjuvanın madem et ve sütünden yararlanılıyor, bari aleni aşağılanmasına son verilsin. Ya adam gibi "sosyalizm istiyoruz, kimse kimseyi sömüremesin, herkes toplum için çalışsın" diyelim ya da kuru edebiyatı bırakalım. Düz komünizm mülkiyete izin veren yarı devletçi sistemlerden çok daha makbuldür.

    Ha, Türkiye özeline dönersek, madem devlet eğitimi bana zorunlu kılmış, kanun gücüyle çocuğu okula götürüyor o zaman ödeyecek, benden "tebeşir dahil" bir şey istemeyecek. Çocuğun okuldaki beslenmesini vs. de karşılayacak.

    Bu ve yukarıda geçen diğer konularla ilgili bir yazı aşağıda var.

    http://izlenimler.blogspot.com/2005/09/devlet-okulunda-ayrmclk.html

    Selamlar.

    Fethi Sipahi Tan  

  10. # Anonymous derinsular yazıyor...

    Sevgili İzlenimler,

    Bırakın Ali Bey hakkımda istediği sitede istediğini yazıp çizip rahatlasın. İhtimal, bir parça rahatlar...

    Bizim gibi düşünen insanların açıklamalarıyla fikrinin değişebileceğini de düşünmüyorsunuzdur umarım. Ekonomi dendiğinde bir tek sosyalist ekonomiyi anladığını ilk cümlesinden anlıyoruz zaten.

    Bence çok uzun bir izaha da gerek yok. Benim yanıtım bir cümledir:

    Ben nasıl Ali Bey'in ya da bir başkasının 'devlet zoruyla' benim çocuklarımın eğitimlerini finanse etmesini beklemiyorsam, başkaları da beni kendi çocuklarının eğitimini finanse etmeye 'zorlamamalılar'.

    İnsanlara yardım edelim. Hatta gücümüzün yettiği her fırsatta edelim. Ama bu işe devleti (dolayısıyla zorlamayı) karıştırmayalım.



    [ Not: Benim yazıma dair bir yorum burada yer aldığı için buradan yanıtlamak zorunda kaldım. Sayın Naiboğlu'nun hoşgöreceğini umuyorum. SK ]  

  11. # Anonymous Ayvaz Özel yazıyor...

    Gülay Öztürk değil, Göktürk.  

  12. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    "Eğitim ve sağlık konusunda devletin bizzat okul ve hastane işletmeye kalkmasının sonuçlarını görüyoruz. Sosyal bir hizmet verilecekse, devlet enerjisini bahsettiğiniz "ana oğul" gibi muhtaçları tespit ve bunlara ödeme yapma üzerinde yoğunlaştırsın."
    iyi de bir liberalin etik anlayışına göre sakat kalmıyormu kendinizle çelişmiyormusunuz o zaman? sizce birinin ürettiğini birine vermiş oluyorsunuz. buna göre komünizmi de tercih etmeniz ters. anlamadım gitti.

    "Ben nasıl Ali Bey'in ya da bir başkasının 'devlet zoruyla' benim çocuklarımın eğitimlerini finanse etmesini beklemiyorsam, başkaları da beni kendi çocuklarının eğitimini finanse etmeye 'zorlamamalılar'."

    allah allaaah bu üretim sürecine bir o patron dahil sanki. kaldıki sosyal politikalarla gelir dağılımın iyileşmesi büyümenin motoru olarak tabir edilir. üretim sürece dahil olan herkesin üretimidir. bireyi ihmal etmiyorum tabiiki ama bir patron işçisini milyona katlarcasına kazanırsa bu gaspını bir şekilde geri ödemelidir. bu onun topluma sorumluluğudur. kaldıki o bireyin bu hale gelmesi birikmiş bir bilgi sermayesinin de ürünüdür. aslında o bahsettiğiniz kişiler toplumdan alacaklı değil topluma borçludurlar. nedense bu iktisatçı kardeşlerimiz bunlardan pek bir habersizler. ilginç bir algı. bende aynı okulu okulu bu sene bitiriyorum ali bey ama napalım bu bilimin kaderi bu heralde. fizikçi bir işi yanlış yaparsa bu bomba kucağında patlar ama iktisatçı yapınca patlamıyor işte. ah bi patlasa :)  

  13. # Anonymous modzilla yazıyor...

    Bu kayıt, bir blog yöneticisi tarafından kaldırılmış.  

  14. # Blogger izlenimler yazıyor...

    Tansel,

    Komünizmi sosyal demokrasi gibi çözümlerden daha mantıklı gördüğüm doğrudur. En azından toplumun tümü sefil de olsa eşittir.

    Çelişki olarak düşündüğün konu ise ehveni şerreynin ihtiyarıdır.

    Türkiye ve azgelişmiş bir çok ülkede devletçi politikalar sonucu sefalete düşmüş insanlar var, bunlara geçiş dönemlerinde vakıflar, dernekler baksın demek çok makul değil. Devlet özel vakıf ve dayanışma kurumlarının yolunu açabilir, bunlar oturana kadar kısmen yeniden dağıtım yapabilir.

    Yeniden dağıtım neticede uzun vadede yolsuzluk, üçkağıtçılık, tembellik gibi olumsuz sonuçlar doğurur ama komünizmden, askeri diktatörlüklerden yeni çıkmış ülkelerde geçici olarak mazur görülebilir.  

  15. # Anonymous Bulent Murtezaoglu yazıyor...

    Sosyal yardimlasmadaki fonlama geregini bir dusen varsa ayakta kalan mutlaka onu itmistir ve ustunde tepinmistir kabulune baglayip tutarsiz bir muhasebeden hareketle mi dusunmeliyiz? Buyuklerimize bakarken once somurduk simdi borcluyuz mu diyoruz? Kucuklerimize bakarken somurdugumuz veya somurecegimiz icin mi bakiyoruz? Bana birisi nicin 99'da insanlar kazma kuregi kapip enkaz kaldirmaya gittiler diye somuru hesabiyla anlatabilir mi? Bu vahset isnat edilen serbest duzenlerde toplumu bir arada tutacak olan siddet tehtidi degil de sevgi ve sevkat olabilir mi acaba?

    Ben iktisatci degilim, aklim ermiyor olabilir. 'Toplum' malesef bana iscisinden milyon misli kazanan gaspci patron kaliplarini ogretmedi. Tahtakale'de bile vahset degil devletin yarattigi ranti goruyorum. Hangi okulsa bunlarin dogrusunun ogrenildigi, belli ki benim 'hak'kim yenmis gidememisim. Hirsiz ve gaspci arkadaslar bana borclu yani, derhal oraya gonderilmeli ve egitilmeliyim herhalde?  

  16. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    fethi bey de bülent beyde söylediklerimi zerre alamamışlar. sayın murtezaoğlu kimsenin sevgiyi saygıyı ihmal ettiği yok. tartışma başkadır. bilimseldir ama siz bilimsel cvp vermediğiniz için size verecek cevabımda yoktur. gerçekler başka duygular başkadır. gidin onu etik denilen bir disiplinde araştırın.

    fethi bey,
    ben bahsettiğimiz bireyin bireyin topluma borçlu olduğunu alacaklı olmadığını söyledim. devletçilik vs. yi siz söylediniz. ben bir borç-alacak algısını düzelttim.

    sayın modzilla,
    bende tam tersini düşünüyordum. bence derinsular fazla açılmasın boğulabilir. sizde ona güvenip açılmayın. ali beyin son yazısı bunların ipliğini pazara çıkartmıştır. ama kendileri tartışmanın eksenini kaydırma yoluna gitmişlerdir. muhtevaya baktığımız vakit hiçbir eleştiri dahi getirmemişlerdir. dolayısıyla okuduğunuzu anlama yönünde daha fazla çaba sarfetmeniz gerektiğini düşünüyorum.  

  17. # Anonymous Adsız yazıyor...

    Tansel Bey,

    yazıma kocaman bir bilakis ile başlamak istiyorum ama yeterince büyük bir "bilakis" için sayfanın puntoları yeterli değil. O tartışmanın eksenini çarpıtan Ali Bey'in kendisidir. Ortadaki yazı Atatürk'ün putlaştırılmasına zemin hazırlayan sebeplerin neler olduğuna bakarken Ali Bey "Atatürk'ü mü tartışmak istiyorsunuz? Bu adama "çok şey" borçluyuz ama madem istiyorsunuz, tartışalım!" diyerek Atatürk'ü tartışmanın merkezine çekmiştir. Ortadaki olan çarpıtma budur. Okuduğunu "anlama yönünde daha fazla çaba" sarfetmesi gerekenler bunun farkında değil.

    Sonradan "'Atatürk'ü putlaştırmayalım' mı demek istiyorsunuz? Evet, bence de putlaştırmayalım, bu ülkede Atatürk'e en büyük kötülüğü "Ben Atatürkçüyüm" diyenler yaptı! Sanırım "en azından" burada birleşiyoruz." demiş olması da durumu kurtaramamıştır. Zira amaç konuyu çarpıtmak olmasaydı bu paragrafla yetinilirdi, hodri meydan Atatürk'ü tartışalıma falan gerek kalmazdı.

    Muhtevaya bakılmadığını söylemişsiniz. Muhteva tam bir çarpıtma ise siz muhtevaya mı bakarsınız yoksa bu çarpıtmayı mı kınarsınız? İzlenimler'in ve Derinsular'ın yaptığı da ikincisiydi doğal olarak. Sonra da muhtevaya eleştiri yok de. Ne güzel.

    Bu tartışma buraya da taştığı için Postitler'den özür dilerim. Keşke Ali Bey yazısına gelen yorumları kapatmasaydı da tartışmanın olması gereken yerde tartışsaydık. Anlaşılan Ali Bey de Modzilla'nın uyarısının farkında ve ona göre davranıyor.


    Not:Ali Bey ile bir alıp veremediğim yoktur. Nitekim sırf sağcı ya da solcu ya da neo-liberal diye vurun kahpeye yapanlarda da hiç olmadım.

    Saygılarımla,
    Kıvanç Tarhan.  

  18. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    kıvanç bey gülay hanım yazısının sonlarında özellikle merkez olarak atatürk ü almış. bence sizde anlamak için biraz yorulun derim.  

  19. # Blogger A. Murat Eren yazıyor...

    Bu işlerden pek anlamam, pek anlamak da istemiyorum çünkü görüyorum ki doğru ile yanlışı bir şekilde ayırmak için arka tarafta efor harcayan güzel insanlar var (benim hayıflanmama gerek yok).

    Siz işin bu tarafını halletmeye çalışın, ben de işime dönüp diğer tarafı toparlamak için çalışmaya devam edeyim ;)

    Tüm fikir ayrılıklarınıza rağmen dışardan dinamik ve ümit vaad eden bir görünüm sergilediğinizi düşündüğümü ifade etmek için yazdım (hepiniz için, açizane).


    Selamlar..  

  20. # Anonymous Adsız yazıyor...

    Tansel Bey,

    iddianızı desteklemenizi bekliyorum. Gösterin bakalım nasıl Atatürk merkez üssü olmuş. Şu ve şu cümlelerinde Atatürk veya yaptıkları, ya da düşünceleri eleştiri konusu ya da tartışma konusu yapılmış deyiniz. Yazının başında ya da sonunda yer almış olabilir.

    Saygılarımla,
    Kıvanç Tarhan.  

  21. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    ben konuyla ilgili fikirlerimi sayfamda yazdım. polemiklerden bıktım artık yüzdeyüz belge de koysam ikna edemiyorum. sadece salata yapıp duruyorsunuz. merak ediyorsanız bundan sonra sayfama girersiniz. hangi kısımlar kelek olmuş anlarsınız. benden bu kadar!  

  22. # Anonymous ludiste yazıyor...

    Bu kayıt, bir blog yöneticisi tarafından kaldırılmış.  

  23. # Anonymous Adsız yazıyor...

    Tansel Bey,

    sayfanızdan haberim yoktu. Yazınınızı da okudum. Kel alaka, ve hatta Yul Brynner'ı bile kıskandıracak kellikte alakasızlık. Gülay Göktürk'ün yazısında Atatürk eğer erken vefat etmeseydi savaş kahramanı Milli Şef İnönü'nün yaptığı icraatların ve politikaların aynısını/benzerini takip ederdi iddiasında bulunduğunu söylemişsiniz:
    "Bence yazılanlarda bir eksik yapılmasının yanında bir de yanlışlık söz konusu.Bu yanlışta İsmet İnönü dönemini Atatürk döneminin tipik devamı saymak. Açıkçası bu konuda da Attila İlhan'ın tezlerinin büyük çoğunluğuna katılıyorum. Kitaplarında net ve çarpıcı örnekler fazlasıyla mevcut. İsteyen takip eder; okur. Sisteme daha merkezi bir biçimde eklemlenme konusunda yani bağımsızlık konusunda ilk tavizler İnönü ile başlar. Her neyse; ben bu dönemi net bir biçimde ayırabiliyorum."

    Bu iddianızı Gülay Göktürk'ten yaptığınız şu alıntıya dayandırmışsınız:

    "Mesela düşünüyorum da, 46'da doğan DP hareketi, 1950'de, kurucusu halen cumhurbaşkanı olan bir CHP'yi alaşağı etmiş olabilirdi ve o zaman on yıl sonra DP'yi alaşağı etmek üzere tezgâhlanan 1960 darbesinin destekçilerinden biri de Atatürk olabilirdi."

    Bu cümleyi tek başına okuduğunuz zaman sizin düştüğünüz yanılgıyı destekler gibi görünebilir. Oysaki bu çıkarım yazının geneline uygun düşmüyor. Yazıda Atatürk uzun yaşasaydı belki de İnönü gibi yoğun eleştiri alacak icraatler yapacak ve Atatürk yanılmaz gibi bir algılama da kimse de oluşmayacaktı denmekte. Birisi çıkıp da Atatürk'ün asla yanılmayacağını iddia edebilir, hatta belki ispatlayabilir de (Siz değil sizin böyle bir iddianız yok). Ancak bu da Atatürk eğer yanılma/yenilme fırsatı bulsaydı bu kadar putlaştırılmazdı önermesini çürütmez. Bu önermeden Atatürk İnönü gibi davranırdı sonucu çıkmaz.

    Velhasıl, Atatürk'e yapılan eleştiri yazının neresinde gibi gayet somut bir sorumu cevaplamadığınız gibi bir de polemikle suçlamışsınız. Gerçi tüm yazdıklarımın polemik olduğunu inkar etmiyorum, zaten bu yorumlar polemiğe ortam hazırlamak için değil mi? Belki de demagoji ile suçlamak istemiştiniz, bilemiyorum sizin yerinize konuşmayayım.

    Sizinle aynı fikirde olmayanları okuduklarını anlamamakla suçlamanız bana bir fıkrayı anımsattı. Paylaşalım.

    Temel doktor tanıdığına karısının söylediklenenleri duymadığını, birkaç kere yüksek sesle bağırdıktan sonra karısının kendisini ancak işittiğini söyler ve yardım ister. Doktor, sorunun kaynağını doğru tespit edebilmek için eşinin işitme kaybının ne derecede olduğunun ölçmesi gerektiğini söyler. Bunun için eşinin arkasından 10 adım uzakta duracak, eşine birşey söyleyecek, eğer duymazsa 5 adım uzaktan tekrar deneyecek, tekrar işitmezse 1 adım uzaktan deneyecektir. Bu tavsiye ile Temel eve döner. Eşi mutfakta yemek yapmaktadır. Eşinin arkasında 10 adım uzakta durur ve ne yemek yaptığını sorar. Cevap gelmez. Beş adım yaklaşıp tekrar dener ama yine cevapsız kalır. Sonunda karısına iyice sokulur ve tekrar ne yemek yaptığını sorar. Kadıncagız bir hışımla arkasını döner ve el cevap: "3 keredir köfte yapıyorum diyorum ya"

    Saygılarımla
    Kıvanç Tarhan.  

  24. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    kıvanç bey inönü döneminin devamı sayılma konusunda gülay göktürk e yönelik bir eleştiri yoktu zaten maalesef okuma özürlü olduğunuz kesinleşti. yazının başında

    "Son günlerde Atatürk konusunda Bugün gazetesinden Gülay Göktürk'le başlayan derinsularla ve anafikirle devam eden tartışmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor. Birçok nokta konuşulmasına rağmen Atatürk'ün sınırları olduğundan pek bahsedilmediğini gördüm. Şüphesiz haklı oldukları bir iki nokta var. Demokratik bir ülkede demokratik bir tartışma platformunda her şey eleştirilebilir, tartışılabilir."

    diyorum. yani eleştiriler bu 3 sitede yazılanlaradır. salt gülay göktürk e değil. zira o eleştiri derinsulara yönelikti illaki öğrenmek isterseniz (inönü konusu).

    "Bence yazılanlarda bir eksik yapılmasının yanında bir de yanlışlık söz konusu.Bu yanlışta İsmet İnönü dönemini Atatürk döneminin tipik devamı saymak. Açıkçası bu konuda da Attila İlhan'ın tezlerinin büyük çoğunluğuna katılıyorum."

    dikkat ederseniz "YAZILANLARDA" yazıyor.kaldıki gülay göktürk e katıldığım nokta bile olmuş.

    kusura bakmayında fıkrayı bir de siz okuyun isterseniz.  

  25. # Anonymous Adsız yazıyor...

    Tansel Bey,

    Derinsular sitesindeki yazıda da Atatürk İnönü gibi davranırdı denmemiş. Bakın ne denmiş:

    "Yukarıdaki yıllara dikkat edildiğinde hemen fark edileceği gibi, Sayın Göktürk, İsmet İnönü'nün yerine Mustafa Kemal Atatürk'ü koyuyor. İsmet İnönü'nün ancak Atatürk'ün ölümünden sonra 'birinci adam' olabilmiş olması, bu benzetmeyi bir yönüyle haklı çıkarabilir. Diğer yandan, Atatürk de İsmet İnönü'nün öngördüğü dönemde çok partili hayata geçmek ister miydi ya da diğer olaylar aynı şekilde şekillenir miydi, bu konularda kesin bir şey söylemek elbette zor. Ancak Sayın Göktürk'ün vurgulamak istediği nokta elbette bu değil. Göktürk, sözünü ettiği olayların İnönü'lü değil, Atatürk'lü bir CHP ile yaşanmış olması durumunda, 'Atatürk eleştirilebilir bir konuma geçmiş olacaktı' demek istiyor - ki sonuna kadar haklı:"

    İlk cümlesi Gülay Göktürk'ün yazısını yanlış yorumluyor gibi görünse de müteakip satırları bu yanılsamayı gideriyor.

    Şimdi, Derinsular sayfasında nerede yazıyor Atatürk'ün de İnönü'ün politikalarını takip edeceği iddiası?


    Kıvanç Tarhan.  

  26. # Blogger Tansel Güçlü yazıyor...

    kıvanç bey,
    anlamamakta ısrarlısınız galiba,
    kusura bakmayında böyle bir kurgu yapacak iseniz eğer iki dönemin farklılığını yazıda belirtmeniz icap eder. ve yazıları tekrar okuduğumda gördüm ki bu kısım hepsinde eksikmiş aslında. ben salt derinsular sanmıştım (yorumlarda dahil). aslında yazılarda tipik devamı sayılması gibi bir önkabulde olduğunu görüyorum. bu sadece bir hatırlatma yönlü bir eleştiriydi. ve haklı bir eleştiriydi. kaldıki böyle bir bilgiyi eklediğimiz zamanda kurgunun yanlışlığını hatta ve hatta kurgulamanın bile saçma olduğunu göstermeye çalıştım. zaten eleştirdiğim nokta durumun birebir metinlerde yazılmamış olmasıdır. lütfen önyargılardan kurtularak önce o yazıları sonra benimkini okuyun ve elinizi vicdanınıza koyarak değerlendirin. ki yazının asıl sebebi atatürk ün sınırlarının bazı kurgulara baştan izin vermeyeceği idi. ama işinize geldiği gibi alıp muhtevayı ihmal etmek ayıp oluyor diye düşünüyorum. kaldıki yapıcı bir eleştiri idi ve hakaretin "h" sini bile içermemekle birlikte bende zaman zaman ne yönde atatürk'ü eleştirebileceğimi söylemişim. daha ne yapim!

    " "Mesela düşünüyorum da, 46'da doğan DP hareketi, 1950'de, kurucusu halen cumhurbaşkanı olan bir CHP'yi alaşağı etmiş olabilirdi ve o zaman on yıl sonra DP'yi alaşağı etmek üzere tezgâhlanan 1960 darbesinin destekçilerinden biri de Atatürk olabilirdi."

    diyemiyorum. Bu çok kolaycı bir bakış gibi geliyor bana. "

    dedim. eleştiri noktasını iyi algılamak ve muhtevadan kopmamak lazım. yazımın arkasındayım! teşekkürler.  

  27. # Blogger M. Selim Naiboğlu yazıyor...

    Bir kerelik uydurma isimler yerine gerçek adınızı veya blog kimliğinizi girseydiniz yorumunuz silinmezdi.  

>> Yorum Ekle <<


Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›