<

<


Bu çarpıcı haber 23 Kasım 2005 de, Güneş Gazetesi’nde çıktı. Bırakın haberin yankısını, sesi bile duyulmadı.Yine herkes bildiğini okuyor. Yargıya intikal etmiş konu hakkında yorum yapmak doğru değil, teranelerini geçelim. Zaten şimdilik konunun yargıya geçen kısmıyla pek alakalı da değilim. Olaydan sonra bölgede yaşananlar çok daha vahim. Asıl mesele oturduğu yerden gazetecilik ve yöneticilik yapanların olayı getirdiği nokta.



Şemdinli’de tutuklananlar kimler; 1 itirafçı, 2 asker. Başka? Yok! Peki kim yaktı o polis noktasını, kim polis lojmanlarını taşa, kurşuna tutup, evlere girmeye çalıştı? Bu olaylar ve diğerleri, bunlardan hangisi yargıya intikal etti? Başbakan metazori bölgeye gitti-geldi. Ne yapmış; kitapevinde incelemede bulunmuş, gerekenler sonuna kadar yapılacak, demiş. Gitsene Mehmet Ağar’ın telefonla arandığı polis noktasına, orada da polisle çatışanlar, yasadışı eylem yapanlar, kamu malına zarar verenler ve bölücü slogan atanlar hakkında da “gerekenler yapılacak” desene! “Vali istifa” seslerine, biz sloganlarla devlet yönetmiyoruz, diyen Başbakan, iki gün sonra niye Vali’nin görev yerini değiştirir?. Ya alt kimlik, üst kimlik, Türkiye mozaikti, şerbetti saçmalıkları? Ne komik ülke burası Allah’ım! Acı tarafıysa, bunlar ciddiler.



Ne zamandır Hakkari haber cenneti. Gazeteden yolluğunu alan düşüyor yollara. En nazenini Ece Temelkuran, o bile üşenmemiş, gitmiş. Turist gibi bölgede 2 gün gezen gazeteciler, heyetler; bölgeye gitmeyi başarı sayan bir Başbakan…



Eski Hakkari Valisi Erdoğan Gürbüz’ün anlattıklarını hatırlayalım:Burada yaşanan olaylar Ankara’dan görüldüğü gibi değil. Yaşananları anlatırsanız, bazıları abarttığımızı sanır. Burada yaşamayanın, olayları anlaması zor.” Hele medyanın ve bölgeyi sadece haritadan bilip, medyadan haberleri takip edenlerin anlaması daha da zor. Tunceli’de doğan bendeniz doğunun pek çok il ve ilçesinde gezmedim, 8 yıl “yaşadım.” Mesela bölgenin en berbat lisesinde okudum. Sınıfta yoklama listesinde duyduğum ismi, 3 yıl sonra dağda öldürülen teröristlerin arasında da duydum; Mustafa Bayram’ın aşireti ve Yüksekovalıların bir aşireti şehrin göbeğinde, okul çıkışında çatışırken, zırhlı mersedeslerden seken kurşunlarla yanı başımda can veren öğrenciyi de gördüm. Çok daha fazlasına bizzat şahit oldum, bunları anlatacak değilim.



Olay Kürt sorunu, kimlik sorunu falan değil. Başbakan’ın, adına konuştukları kimliğinin farkında. Ne yaptığının ve nasıl bir ülkede görev yaptığının farkında olmayan Başbakan. Bölge halkının büyük çoğunluğunun Pkk ağızlı söylemlerle alakası yok. Pkk ağzıyla güya siyaset yapan Hadep’in aldığı oy miktarı kimseyi yanıltmasın. Bölgede çok güçlü propaganda ve baskı var. Propaganda ve baskıyı yapan pasif teröristler.Öyle dış mihraklar falan da değil. Çoğu kırsaldakilerin işbirlikçisi, emir alıcı. Bunların hiçbiri sır değil. Ülkenin çektiği terör belası tamamen hükümetlerin beceriksizliği. Apo’nun yakalanışından sonra bölgede yatırımlar devlet eliyle yapılmaya başlasaydı, kimse bugünkü ortamı bulamayacaktı. Türkiye iç istihbaratı en iyi ülkelerden, kimin ne yaptığı belli. Her geçen gün eğitimi ve işi olmayan binlerce kişi, çocuk göz göre göre teröre bulaştırılıyor, kandırılıyor. Bölgede, ne acıdır ki Devlet değil, Pkk ümit dağıtıyor. Bölgede otoriteyi, belediye başkanlarının aday listesini Kandil Dağı’nda oluşturan Hadep ve dedeleri tımar hırsızı olan aşiret ağaları temsil ediyor. Siyasi partilerin hepside yıllardır bölgede aşiret ağalarını milletvekili yapmaya devam ediyor. Belki mecliste sandalye sayıları artıyor ama bölgede müspet yönden artan pek bir şey olmuyor haliyle. Sorun da belli çözüm de ama yapacak irade yok. Bahsettiğim derin devlet refleksi falan değil, hukuk kuralları içinde terörle etkin mücadele becerisi, terörle mücadele sadece silahlarla olmuyor.



Değişmek bilmeyen siyasal partiler yasası ve seçim sistemi karşısında şimdilik tek umut AB “teknisyenliği.” Mevcut sistem seçilmiş oligarşiden pek farklı değil. Oligarşinin Demir Kanunu bu coğrafyada yüzyıllardır gayet güzel işletiliyor. Kimileri hâlâ kahramanlık hayalleri kuruyor, oysa bu ülkenin kahramana ihtiyacı yok; sadece işini bilen teknisyenlere ihtiyacı var. Herkesin söyleyecek çok sözü var ama dinleyecek kulak yok. Buna eskiler kaht-ı ricâl derler, yani devlet adamı kıtlığı. Bir de Türklerde emperyalizm yok derler, halt etmişler; yüz elli yıldır ne güzel ricâl kendi ülkesini sömürüyor işte.



Unutmadan, empati yeteneği gelişmiş arkadaşlar, bir de ilk linkteki habere göre bir seans düzenlerlerse, empati ile sempati arasındaki korelasyon kararsızlığı hakkında hayli bilgi sahibi olacaklardır.
/p>
<
<

<1/span> Yorum: “
    <
  1. # <Anonymous Adsızyazıyor...


Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›