<

<

Çok sevgili genel yayın yönetmenlerimizden İsmet Berkan bugünkü, “İstanbulluya iyilik mi, kötülük mü?” adlı yazısında İstanbul trafiğinin “ıslahına” yönelik muhteşem (!) tespitlerde bulunmuş. İsmet Berkan; dini bayramlarda İstanbul’daki Boğaz köprülerinden ücret alınmamasının, trafik yoğunluğunun “tek sebebi” olduğunu ve bu köprülerin Türkiye genelindeki vatandaşların vergisiyle yapıldığı halde Türkiye bütçesine girmesi gereken gelirlerin bayram boyunca sadece İstanbullulara ihsan edildiğini belirttikten sonra “muharir-i fakir, mingayr-i haddin” demeden bir çözüm önerisinde bulunmuş. O da şu; köprüler yine bayramlarda ücretli olsun ama toplu taşım araçlarını bedava yapsınlar ve bu araçların sefer sayılarını artırsınlar...



Aa benim ismiyle tezat, müstesna yönetmenim, sen o güzel kafanı bu sefil İETT mahkumları için niye yordun? İstanbul’da otobüsler çoğu bayram olduğu gibi yine bedava zaten. Ama sen nerden bileceksin, edebiyatına girmeyelim, otobüse binmediği her halinden belli. Şimdi yönetmenimizin muhteşem tespitlerine dayalı çözüm önerisi bir çırpıda yerle yeksan oldu mu? Ne kadar hazin… Eminim yine aynı günlerde Bolu Dağı ve Abant gişelerindeki kilometrelerce uzayan kuyrukların tek müsebbibi de yine Boğaz köprülerinden ücret alınmamasıdır.



Gelelim ay yüzlü İsmetimin ucuz halkçılığına vergi havariciliğine. Neymiş efendim, siz nasıl köprü geçişlerini bedava yaparsınız, o köprüleri tüm Türkiye’nin vergileri ile yapıldı falan. Aaa benim saf İsmetim, Türkiye federatif devlet mi, eyalet bütçesi mi var? Türkiye’de her il kendi vergileriyle mi okul vs. vs. yaptırıyor? O köprüler belediye bütçesi ile yapılır mı? Madem o kadar düşünüyorsun, Türkiye’nin diğer ucundaki, Boğaz köprülerinden torunları bile geçmeyecek olan adamların vergisiyle zamanında nasıl yaptırdın o köprüleri. Ya İstanbul’da ki adamın vergisiyle, nasıl Keban Barajı’nı, Atatürk Barajı’nı yaptırdın? Bu kurulan saçma mantığın ucu nereye çıkar, haberin var mı? Diğer vergi işlerini girmeden sadece köprüden bahsedeceksek, 1973’de Boğaz Köprüsü açıldığı günlerde, köprü kendini finanse ettiği zaman geçişlerden ücret alınmayacağı söyleniyordu. Ne oldu? Ben söyleyeyim; köprünün altından geçen gemileri kontrol edemeyip vergi alamayan bir devlet üstünden geçenleri fırsat bildi. Türkiye'de bunu yazacak tek gazeteci var mıdır acaba? Neyse, bu fasıl çok daha uzun sürer.



Yazısının başlığından mülhem biz de İsmet Berkan’a bir soru soralım: İyi niyetli misin yoksa kötü niyetli misin İsmet Berkan? Daha önce bahsettiğimiz pek çok basın kahramanı gibi sende gerçekten iyi niyetli olarak bu yazıları tesadüfen yazıyorsan; o zaman biz de ciddi olarak oturup düşünelim: Nasıl oluyor da, 50-60 yaşına gelmiş böyle saf genel yayın yönetmeleri yetiştiriyoruz diye. Yok kötü niyetliyseniz…



Şahsen, hiç mi hiç, inanasım gelmiyor iyi niyetlerine, böyle saf genel yayın yönetmenleri yetiştirecek, bunların çıkarttığı gazeteyi ve köşe yazarlarını okumakla övünecek kadar “şey” bir toplum olduğumuza inanmak istemiyorum! Umarım kötü niyetlidirler! Dine, görmediğim şeylere inanmam, deyip; Şeker/Ramazan Bayramı polemiğine destursuz girip hala ismet (günahsız) kalacaksın öyle mi Berkan? Ne demişler; isimle, müsemma arasında münasebet aranmaz! Öyle olsaydı iğneye diken, dikene batan, İsmet’e de safî derdik.
/p>
<
<

<4/span> Yorum: “
    <
  1. # <Anonymous Adsızyazıyor...