<

<

Cinsel Taciz Araştırması



Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde, bir ''Yüksek Lisans Tezi'' yaptırılıyormuş. 8 üniversitede yapılan araştırmada, kız öğrencilerin yüzde 25.5'inin en az bir kez öğretim elemanlarınca cinsel tacize uğradığı belirlenmiş. Araştırma, “Marmara, Ege, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi'ndeki 8 kamu üniversitesine bağlı Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokullarında” yapılmış. Mynet
bunu haber yapmış, memurlar.net de aynı haberi kullanmış; yüksek öğrenim görmüş onlarca kişi de haberlerin altına hemen zehir zemberek yorumlarını kondurmuş.



Yüksek Lisans Tezi” olacak araştırmada, ne hikmetse, muhafazakar Doğu, Güney Doğu ve Karadeniz üniversitelerine yer verilmemiş. Ayrıca ilginçtir, araştırma sadece cinsel tacize uğraması kuvvetle muhtemel olan, “Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu” öğrencileri üzerinde yapılmış. Doğal olarak rakamlar hayli yüksek çıkmış. İşgüzar bir habercide, “ses getirsin” diye yapılan tezi, belki de arkadaş hatırına siteye yerleştirivermiş, sonrası, “Allah Allah”, veryansın yorumlar… Deli, kuyu, taş… Bıktım İllallah!



***




Şu Çılgın Türkler




AA muhabirinin Bilgi Yayınevi yetkililerinden aldığı bilgiye göre; ''Şu Çılgın Türkler'', 107. baskısı kitapevlerinin raflarındaki yerini almış. Yeni baskısı yapılan kitabın gelecek hafta için 80 bin siparişi bulunuyor. Kitabın siparişlere dayanılarak yeni baskıları hazırlanırken, son olarak 138. baskının matbaada okurla buluşmak için gün saydığı ifade edildi. Eser, 6 ayda 107. baskıya ulaşarak 214 bin adet satılmış.



Şu Çılgın Türkler” adlı eserin ne zaman yeni bir baskı çıksa tarif edilmez bir sevinç duyuyorum. Çünkü Turgut Özakman, belki de yıllardır onca tarihçinin, binlerce sayfada yapamadığını tek başına, 747 sayfada yaptı. Onca profesyonelden ziyade yine bir amatörün işi tek başına alıp götürdüğüne tanık olduk.



Yıllar yılı tarihçiler “Milli Mücadele”yi değişik yönleriyle ele aldılar; biri olaya askeri yönden yaklaşırken, biri mücadelenin kaynaklarını inceledi, bir diğeri dönemin siyasi yapısını anlattı, başka biri ayaklanmaları, teslimiyetçileri, dış ilişkileri anlattı. Bazıları da iyilik yaptığını zannederek sürekli hamaset ve tek adam Mustafa Kemal rüzgarları estirdi. Bunca çok ayaklı, girift ilişkileri ve kişileri toptan anlatan birkaç eserde ne yazık ki, fazla rağbet görmedi, bilinmedi, birde alfabe değişikliği ile bağlar kopunca, olan oldu.



Mücadele döneminin, ders kitaplarına bir türlü girmeyen detayları ve bağlantıları o kadar ilginç ve ibret vericidir ki… Bunları tek tek, dağınık yayınlardan derlemek, öğrenmek yıllar alır. İşte Özakman bunu belgeli, dipnotlu roman tarzında o kadar güzel yapmış ki… Elbette değinilemeyen pek çok nokta var ama hava, genel manasıyla yansıtılmış, ipuçları açık halde okuyucuya verilerek, araştırma kapısı açılmış.



Neyse madem “Kısa Kısa” dedik lafı uzatmayalım. Turgut Bey sağ olsun,varolsun; eseri, okunsun, bilinsin… Bu arada eserin daha 107. baskısı çıkmış ama geçen gün Aksaray’da korsan kitap tezgahında kitabın 150. baskısını gördüm. Korsan morsan… Adamlar ileriyi görmüş. :)



***




Erdoğan’ın Hoşgörüsü




Bugün 1. Medeniyetler Buluşması'nda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı protesto eden 2 kişi gözaltına alınmış. Daha dün de Bahçeşehir Üniversitesi’nde esip, savuran Başbakan 60 yaşında bir kadının açtığı dövize tahammül edemedi, söylendi ve hemen yaşlı kadın kameralara gösterilmeden göz altına alındı. Bu kaçıncı oldu saymadım ama ne zamandır Erdoğan’ı birileri protesto etmeye kalksa bizzat Başbakan tarafından terslenip, polislerce gözaltına alınıyor. Başbakan siyasi eleştiriler karşısında bir anda parlayıp, misliyle mukabele ediyor. Kedili karikatürden bu yana fırsat buldukça basına sataşıyor. Meydanlarda çiftçi, işci, memur, iş adamı gibi birçok meslek gurubuna yönelik, sürekli bir Başbakanın ağzına yakışmayacak sözler sarf ediyor. Açıldıkça da açılıyor…



Konu ülke meseleleri olduğunda, “hoşgörü”, “tahammül”, “demokrasi” diye söylenip duran Başbakan, acaba neden konu kendisi ve icraatları olduğunda eleştirilmeye zerre tahammül gösteremiyor? Bu ne çirkin bir tavırdır. “Devlet Geleneği”, “Devlet Adamlığı” gibi kavramlardan bihaber, Başbakanlığı, hala ayak oyunlarıyla dönen belediye başkanlığı mı zannediyor Erdoğan? Niye herkes de “sinmiş bir hava” var? Erdoğan hakkında ki muhalefet partilerinin -ender de olsa- eleştirileri neden gündem teşkil etmiyor. Bundan birkaç ay evvel Devlet Bahçeli’nin söylediği çok önemli bir nokta vardı. 3 gün önce Deniz Baykal’da aynı konuyu yineledi ama söylenenlerin yankısı bir türlü gelmiyor.



Bahçeli ile Baykal’ın değindikleri olay özetle şu. Erdoğan ve hükümeti kayıt dışı diplomasi yapıyor. Dış işlerinin deneyimli bürokratları görüşme ekiplerine dahil edilmiyor. Başbakan’ın kiminle, nerede, ne konuştuğu bilinmiyor. Devlet yazıcılık geleneği bir hayli eskilere dayanan Türkiye’de, BMM’nin ilk aylarında bile ülke işgal altındayken, görüşmeler kayda geçerken bu dönem dış politikası yazıya geçmiyor. Bu nasıl bir rezalet anlamak mümkün değil. İki genel başkan bunları söylüyor, söyledikleri ile kalıyor. Bu görüşmelerin kayıtları bir taraf da yoksa, diğerinde elbet vardır. Bir gün, bir yerlerden çıkarsa bu kayıtlar hiç şaşırmam. Erdoğan’a, “Yüce Divan” yolu göründüğünde hiç şaşırmayacağım gibi…



***




El-Cevap: Caiz Değildir!




Tuğçe Kazaz diye medyatik bir Müslüman din değiştirerek Hıristiyan olmuş, Diyanet İşleri’de tutmuş bu olay gündemdeyken bir fetva vermiş, “Müslüman bir kadının, Hıristiyan bir erkekle evlenerek din değiştirmesi, caiz değildir”, demiş.



Birincisi olay (bu kadar yer bulmaması gerekirken) medyada zaten fazlasıyla yer buldu, birde Diyanet İşleri’nin magazinsel yönü ağır basan bir olaya müdahil olması bir Müslüman olarak beni rahatsız etti. Ayrıca olayda artık Müslüman bir kadın yok. O artık din değiştirmiş ve Hıristiyanlığı seçmiş, dolayısıyla İslam Fıkhı’nda ki “caiz” tabiri bir Hıristiyan için ne derece bağlayıcı olabilir? Caiz olmayan ve sanırım anlatılmak istenen Müslüman olupta, bir Hıristiyan erkekle evlenen kadının durumu.




***




İnönü İnadı




Dün İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde yapılan malum konferans sırasında Erdal İnönü bir hayli tepkiyle karşılaşmış. Radikal’in haberine göre İnönü omzundan da isabet almış, yumurta ve domatesle tabii. Konferans çıkışında İnönü güvenlik güçlerinin uyarılarına rağmen protestocuların bulunduğu yönden yaya olarak geçmek istemiş ve “Burası benim ülkem, evime gideceğim” demiş. Yaya gitmek de ısrar eden İnönü'ye Dolapdere Caddesi boyunca polisler eşlik etmek zorunda kalmış.Anlaşılan Erdal İnönü dediğini yapmış olacak ki bu olaydan biraz sonra kendisiyle Elmadağ’da karşılaştık. Bir başına, gözleri yerde, elleri arkasında hayli düşünceli yürüyordu. Omzundaki yumurta lekesi, kravatı çıkarıp cebine koyması ve o yürüyüşüyle biraz geçkince de olsa, okulu asıp gezmeye çıkan bir talebe havasındaydı. Anlaşılan İnönü dediğini yapmış. O da babası gibi. Her şey bir yana baba-oğul İnönü’nün inat ve azmini takdir etmemek elde değil.



***






Göğüs Farkıyla...



Göğüs farkıyla sekreter nasıl işi kapmış, Güneri Civaoğlu'nun kaleminden bir okuyun derim.
/p>
<
<

<2/span> Yorum: “
    <
  1. # <Anonymous Adsızyazıyor...


Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›