bir ilizyon gösterisinden


Efendim, Şok! Şok! Şok!



Süleyman Demirel buyurmuş ki: “Çok sevdiğim bir arkadaşımız vardır. Bana dedi ki: ‘Şu çadırın direğini dik. Hepimiz toplanırız etrafına’. Merak etmeyin. Biri bu çadırın direğini dikecektir, biri şapka sallayacaktır. Herkesi toparlayacaktır.”



Demirel, Erdoğan’ı da “Kürt sorunu vardır” sözleri için ağır şekilde eleştirmiş. Bu sözleri; “Hiç söylenmemesi gereken sözler” olarak değerlendiren Demirel, “Ağzınızdan çıkanları kulaklarınız duysun. Yüksek yerlerde oturanların hatası daha da büyüktür. Alçaktan düşsen bir tarafın incinir kurtulursun. Yüksek yerden düşersen kafan dağılır” yorumunu yapmış.





Popülizmin babası en azından bu eleştirdiği konuda yerden göğe haklı olsa da, henüz Türk siyaseti ve ekonomisi bir Demirel dönemi daha kaldıracak kadar yaralarını sarmış mıdır, bilemiyorum. Anlaşılan Erdoğan’ın söylemleri Demirel’i fazlasıyla rahatsız etmiş, o da yine siyasete dönmeyi aklına koymuş.



Demirel, kendi beyanatlarına göre, 17 Eylül 1961’de Adnan Menderes’in asıldığı güne kadar siyasete girmeyi hiç düşünmez. Menderes’in idam edildiği tarihi siyasi yaşamanın ilk günü sayan Demirel, 1960-1962 arasında asker olduğundan, 1962 de siyasi yaşamına aktif olarak başlar. Tesadüfe bakın ki, eskitemediğimiz politikacılardan bir diğeri Bülent Ecevit’te, siyasetle uzaktan yakından alakası olmayan bir 25 yıl geçirdikten sonra, 1951’de Demokrat Parti’nin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarına el koymasını “içine sindiremeyerek” gidip CHP’ye üye olmaya karar verir. O günden bu yana Mustafa Bülent Ecevit, kaç defa “bu iş bitti” dediyse de; 2003 yılına kadar Zekiye Rahşan Ecevit’in; “Diğerlerinden neyin eksik? Burada bırakamazsın Bülent!” gibi fırçayla karışık yüreklendirmeleriyle, kalıp siyaset yapmayı sürdürür.



Kim bilir, belki de Türk siyaseti hala 14 Mayıs 1950 seçimlerini hazmedememenin sancılarını çekiyordur. Artık pek çoğu uzaktan-yakından akraba olmuş bir avuç siyasetçisiyle; bu siyasal partiler yasası, bu seçim sistemi, bu basit siyasi ayak oyunları ile beraber bu sistem, sanki ilelebet sürüp gidecek!



Ne halt edeceğiz şimdi? Demirel yine yerinde duramadı. Büyük şef otağın direğini dikip, şapkası sallamayı kafasına koymuş. Gün batısından, gün doğusuna selam edip, herkesi çadırın etrafında toplayacakmış. İnanırım, dediyse yapar! Demirel ve efradı baltalarını biliyor, savaş yakındır. Heyhat, hazırlıksız yakalandık azizim; daha benim sefer tasım bile yok!

3 Yorum: “Eyvah, Babam!”

  1. # Blogger izlenimler yazıyor...

    Azizim, taaa Kafkaslardan selam ederim. 9.Senfoni hastası 9.Cumhurbaşkanımız konusunda bayrak yerde kalmamış, elinize sağlık, gözüm arkada değil. Allah size ve cümle Türk İslam alemine sabır versin. Ben de yakında Sibirya içlerine doğru rotayı çevirebilirim şapkanın şerrinden emin olmak için.

    İzlenimci dostunuz  

  2. # Blogger M. Selim Naiboğlu yazıyor...

    Ve Aleyküm Selam Azizim.

    İnanır mısınız bu yazıyı yazarken aklıma siz gediniz. İzlenimci dostumuz olsa bize gerek kalmazdı dedim içimden.

    Geziniz sonrası izlenimlerinizi de sabırsızlıkla bekliyoruz. Kolay gelsin.  

  3. # Anonymous diclem yazıyor...

    Aman Allah yazdıysa bozsun! Bir şapkanın maliyeti bu kadarsa, bakarsınız bu defa şalvarıyla sakosuyla döner filan, o zaman Türk Milletine cihan dar gelir. Bir zamanlar 70 sent'e muhtaç ettikleri bu mazlum milletin başından çekilsinler de başka ihsan istemez.  

>> Yorum Ekle <<


Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›