<

<

Sağduyu

Saint Benoit Lisesi’nin ilk yöneticisi Louis Florent Leleu, İstanbul’a adım attığı 1834 yılındaki gözlemlerini şöyle aktardı:



“İstanbul’da bir kolej kurulmasının ne kadar zor olduğunu tahmin
edemezsiniz. Sık sık çıkan yangınlar, Levantenlerin kapris vefasızlıkları, ama özellikle de veba, çok ciddî sıkıntılar yaratıyorlar; yine de elli öğrenciyi bir araya getirmeyi başardık; başlangıç için çok bile. Yine de her şey bu sayının artacağına ve bu kurumun epeyce gelişeceğine işâret ediyor. Herkes buradaki çalışmaların tatmin edici, hatta başarılı olduğunu ifade ediyor. Buraya gelişimizin iyi bir etki yarattığı söyleniyor. Bir fizik ve astronomi
dersi ve odasının açılması büyük yankı uyandırdı. Birçok genç, İstanbul’da bir ilk olan bu derslere kaydolmak için bana geldi. Ama şu ara başımıza istilâ olan veba bizi çok rahatsız ediyor. Sokaklarda insanların birbirlerinden kaçtığını, uzaklaştığını bir düşünün. Paris’te insanlar sadece
arabaların tekerleklerinden sakınırlar; İstanbul’daysa en iyi arkadaşlarından çekiniyorlar. Bu hastalığı taşıyan bir kıyafetle (o zamanlar genellikle veba salgının 8 günde sirayet edeceği, ve pamuklu elbiselerin mikrobu 42 gün muhafaza edeceği düşünülürdü, bu yüzdendir ki karantina müddeti 42 gündür.) olabilecek en ufak temas bile onu edinmeye yetiyor. Her dışarı çıkışınızda koku sürünmek, hatta tütsülenmek zorundasınız. Her evin girişinde dört tarafı kapalı bir
tür nöbetçi kulübesi var ve orada bir ocak kurulu. Burada yakılan reçineli odundan odaya dolan duman taşınabilecek miyazmaları öldürüyor. Tahmin edersiniz ki orada insan dumana boğuluyor ve oradan duman içinde, kapkara çıkıyor. Ama sonuçta insan ölmemek için nelere katlanmaz! Beter bir felâket şu veba! Ve sanki İstanbul’da ilânihaye sürecek bir belâ!”*



Louis Florent, İstanbul’un fizik ve astronomi dersi tarihi hususunda yanılsa da, belâ konusunda yerden göğe haklı. Ne İstanbul’un ne de Anadolu’nun başı belâdan ilânihaye eksik olmadı. Betimlediği sahneler tarihin tekerrürü sanki... Vebâ ve salgın hastalıklar tüm dönem şehirleri gibi o yıllarda savaşlardan daha çok can aldı; önüne geçilmesi mümkün olmadı, bugün ise Türkiye’de kısmen vebâ belası önlendi ama yine de dış menşe’li birçok belâ ülkede kol geziyor. Üstelik bu belâ insanoğlunun bilimine kafa tutan grip virüsü gibi 2-3 senede bir kendini yeniliyor, yeniletiyor sonra sokaklarda kol geziyor, etkisi hep aynı...



Belânın tecrit süresi devirden devire değişse de, bazıları belâ üzerinden sefâ sürmek için ayak diriyor. Virüs kırsaldan, şehre oradan meclise girecek nerdeyse onlar hâlâ virüslere dokundurtmuyor, dokunanları ise belâya karşı sağduyulu olmaya çağırıyor.


Aklınızı seveyim!




*Rinaldo Marmara, “İstanbul’da Veba Salgını”, (Çev. Güneş Çelikkol), Tarih ve Toplum, 228,(Aralık 2002), s. 34.
/p>
<
<

<4/span> Yorum: “
    <
  1. # <Blogger TuLûAt Blogspotyazıyor...