<

<




Bugünlerde çok sık ve ısrarcı tavırlarla soyağacı sorularıyla muhatap olmaya başladım. Kimi görsem soyağacı bilgilerini öğrenmek istiyor, yardım talep ediyor. İnsanların bu merakını neye yormalıyım tam olarak bilemiyorum. Tarih ilmine uzaktan yakından ilgi duymayan insanlar, neden kendi aile tarihlerine merak duyarlar? Böylesi tarihe ilgisiz insanların, tarihe olan ilgilerini mikrodan, makroya çevirebilecek kudrete haiz midir acaba bu şecereler? Doğrusu, sanmıyorum. O halde neden insanlar böylesi bir bilgiyi öğrenmek isterler?




İnternette çeşit çeşit soyağacı programlarına rastlıyorum, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ nün sitesine giriyorum, bir önemli not; “lütfen soykütüğü bilgisi talep etmeyiniz.” Vatandaş "4982 Kanun sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu" gereğince o kadar fazla bu hakkını (!)talep etmiş ki, memurlara gına gelmiş herhalde. Haralara gidiyorum, milyarlık yarış atlarının detaylı şecereleri tutulmuş; babadan ziyade, atın ana tarafı incelenmiş bu seferde, koştuğu yarışlar, başarıları, bir bir kazınmış künyelerine. Atlara talip olanlar bu künyelere bakıp da ata değer biçsin diye. Ya insanoğluna nasıl bir değer kazandırıyor bu şecereler? Ya da; bir şecerenin ucu nereye dayanırsa değerli sayılmalıdır?



İnsanoğlu aslında iki bin yıldan fazladır şeceresini değer veriyor; şecerelerin ceylan derilerine yazıldığı dönemde de bu böyleydi, bu günde böyle. En eski olarak Tevrat’ın ünlü uluslar şeceresi geliyor aklıma. Emevi Halifeleri de, Osman Bey’ de ilk iş şeceresini açıklıyordu hükümranlıklarına güç kazandırmak için; bazı tarikat mensupları da şecerelerinin bir ucunu Hz. Muhammed’e, dayandırarak (güya) imanlarının kuvvetliliğini ispat ediyor, halka mesaj veriyordu. Hemen her yerde resul sevgisi, sahte seyyitler tarafından suiistimal ediliyordu. Örnekler uzun, geçelim…



Günümüz de biraz dikkat ederseniz şecerelere değer veren sayısının tabana doğru nasıl hızla yayıldığını görebilirsiniz. Öyle ki hemen herkesin soyu mutlaka bir yerlerden saraya dayanıyor artık, bunların sayısı da gün geçtikçe artıyor. Bugün Nişantaşı’ nın orta yerinde bir “Özel Şecere Hizmetleri Bürosu” açılacak olsa, göreceği rağbeti hayal bile edemiyorum... Büro camında da bir yazı; "soyunuz itinayla saraya dayandırılır". Eminim pek çok bürodan fazla iş yapar bu büro. ( Yeri gelmişken konu ile alakalı bir Anadolu geleneğini hatırlatayım; eskiler bu iş için böro falan kullanmaz, işi Kur'an-ı Kerim' in kapakları yoluyla hallederdi. Aynı ocakta doğan kimseler, Kur'an' ın iç başlangıç kapağına tarihiyle beraber not edilirdi, yine aynı şekilde ölen kimsler ise arka kapağa yazılırdı. Bu Kur'an aile yadigarı olarak fertler arasında özenle devam ettirilip, saklanır; böylece gelecek nesillere doğru gelenek sürüp giderdi. )



Geçen hafta Bülent Ecevit’in şeceresinin de saraya dayandığını öğrendik, şaşırmıyorum artık bunlara. Hemen aynı günlerde Milliyet Gazetesi ekonomi sayfası köşe yazarı, Güngör Uras’a; “Vahdettin bahane hedef Mustafa Kemal” adlı yazısından ötürü bir e-posta gönderme ihtiyacı hissetim. Ama doğrusu cevaben bir şecere göndereceğini hiç tahmin etmemiştim... Cevabı aynen buraya kopyalıyorum.

Benin Babamın babası Yıldız Sarayı'nda görevli idi. Babam son şehzade Abid Efendi'nin Beylerbeti Sarayında Yaveri idi. Annemin Babası Üsküdar Kanun Zabiti idi. Babam ve Dedem Milli Mücadele için Anadolu'ya geçti. Babam Ankara'da Atatürk'ün Muhafız Bölüğünde görev yaptı.

Cumhuriyet Döneminde onlar Atatürkün devrimlerinin içinde oldu.
Beş vakit namaz kılarlardı ama, şeriatçı değillerdi.
Bugün Türkiye'de şeriat düzenini uygulamaya çalışan güçlerin yaygınlaşmasını ben kabul edemiyorum.
Türkiye'de laiklerin dinsiz ,dine saygılıların şeriatçı olarak ayrımını kabul edemmiyorum.
Ben her insanın bir inancı olmasını, insan için dinin önem taşıdığını savunuyorum.
Dinsizlik (ve ya inanmamak diyelim) ne kadar kötü ise dini siyasete alet etmek de o kadar kötü.
Şeriatın hakin olduğu düzende denokrasi de olmaz Cumhuriyet de.
Ben iktisatçıyım. Bu konulardan anlamam, Size düşüncelerimi yazıyorum.
İyilik dileklerimle
G.uras



Ben de tarih bölümü mezunu olduğum ve osmanlıca okuyabildiğim için şecere çalışmalarına kıyısından köşesinden dahil oldum. Doğduğum köy 450-500 yıllık bir tarihe sahip; yerleşik bir ailenin kayıtlarını şer'iyye sicillerinden ve tapu tahrir defterlerinden takip etmek kısmen daha kolaydır. Bu yüzden en azından bunu benim adıma başkasının yapmayacağını ve nereye bakacağımı biliyorum. Ama gelin görünki, 5 yıldır tüm araştırmalarıma rağmen hala bizim köy ile saray arasında bir bağ bulamadım. Ama kararlıyım, eninde sonunda bir bağ bulacağım ve bende saraylı olduğumu ilan edeceğim, aynı gün şeceremi hem sizinle paylaşacağım hemde e-posta yoluyla Güngör Uras'a ulaştıracağım.
/p>
<
<

<10/span> Yorum: “
    <
  1. # <Anonymous Cudiyazıyor...