<

<





Düne kadar en son ne zaman bir gazete haberine sevindiğimi bile hatırlamıyordum. Bugün ise Betül Kotan’ın haberi beni ziyadesiyle sevindirdi. Habere göre, sokakta çalışan ve yaşamak zorunda kalan çocuklar, Milli Eğitim Bakanlığı ve Avrupa Birliği destekli bir proje kapsamında tahsis edilen iki yatılı okulda ( İstanbul Validebağ ve Arnavutköy yatılı bölge okullarında ) okuyacakmış. İstanbul’un pilot il seçildiği proje, 2006’dan itibaren göç alan, çarpık kentleşme yaşanan tüm riskli illerde uygulanacakmış, 1500 rehber öğretmen İstanbul’ da görevlendirilip araştırma yapmış, proje için 17 de gezici araç alınmış.



Daha önce de pek çok belediye, üniversite ve vakıf sokak çocukları yararına işler yaptı. Sanırım bunlar arasında son proje en kapsamlı olanı; soruna sadece barınma ihtiyacı ve meslek edindirme açısından bakmadığı için daha faydalı olacağı kanaatindeyim.



6 ay kadar önce arka arkaya yaşanan olaylar sokak çocukları sorununu gündeme getirmişti. Sokak çocukları arasında; madde bağımlılığı, gasp, kapkaç, cinayet ve yasadışı örgütlere bulaşma gibi suçlara karışanların sayısı artınca belirli bir kamuoyu oluşmuş, yapılabilecekler tartışılmaya başlamıştı. Soruna “eğitim yoluyla reabilete” açısından bakan görüş sayısı da hayli azdı. Umarım bu proje kapsamı genişleyerek, başarılı olur. Böylece sosyal devlet ilkesi halkında katılımıyla hayal olmaktan çıkar. “Hayrına” bir selpak alıp yola devam etmekle, trafik ışıklarında kapıları kilitleyip, camları kapatarak çözülecek ya da yok sayılacak bir sorun değildir bu artık. Nitekim 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı Doğu Anadolu’da % 2.5, ülke genelinde ise % 1.8 olarak gerçekleşmişti. Bu artış hızı pek çok ülkeye göre hayli yüksek. Bugün ise bahsedilen dönemde doğan çocuklar büyüdü ve artık risk grubundalar.



Türkiye övündüğü genç nüfusunu, ilk önce istihdam sağlayıp, sağ selamet yaşlılık yıllarına aktarırken, halen % 1.5 olan nüfus artış hızını yarıya indirdiği takdirde ülke kaynakları çok daha verimli kullanılabilir hale gelecek. Belki o zaman oturmak bilmeyen eğitim sistemi yatağına oturur, eğitimin kalitesi artar da, 2002’de “Allah ne verdiyse çoğalın” diyebilen, 2005’de ise nüfus planlamasının öneminden bahseden Başbakan Erdoğan gibi ucuz siyaset ehillerine de itibar edilmez hale gelir.




Bu sorun hasır altı edilecek türden değil, aksine zamanında önlemlerin alınması gerekiyor, geç gelen çözüm de kalıcı olamaz. Anasını, babasını topluma kazandıramadığınız risk grubundaki çocuklar taranıp, eğitim-öğretim çağı geçmeden, sağlıklı bir ortamda büyüyüp, eğitim görecekleri bir sisteme dahil edilmeli. Yoksa onlarında hayatları ıslahevi, cezaevi ve sokak üçgenin de ziyan olup gidecek. Bunun başka türlü bir çözümü yoktur.



Resmi rakamlara göre 1998-1990 yılları arasında Kolombiya’da 4.611 sokak çocuğu öldürüldü; aralarında diri diri yakılanlar oldu. Brezilya 1991 yılında sokak çocuklarıyla baş edemeyince özel bir tim kurarak 1.000 yakın çocuğu öldürdü. Türkiye’de ise sokak çoçukları sorunu, büyük ölçüde bozulmayan aile bağları ve yardımlaşma sayesinde 2000’li yıllara kadar fazla göze batmadan geldi. Ama artık kısmen bozulmaya yüz tutan geniş aile yapısı ve yoksulluk nedeniyle büyük kentlerde sorun yok sayılamayacak ve günü kurtaran çözümlerle halledilemeyecek kadar kemikleşti.



Umalım da başta hükümet sonra halkın değişik kesimlerinden duyarlı vatandaşlar ve medya bu projeye sahip çıksın. Döner sermaye ve bağış yoluyla da proje büyüyüp kapsadığı alan genişlesin. Gönül diğerleri gibi bu projenin de kağıt üstünde kalmasını istemiyor; sokak çocuklarına tahsis edilen Validebağ Yatılı Bölge Okulu’nda da dünya çapındaki başarılarıyla övünebileceğimiz pırıl pırıl çocuklar yetişsin istiyor.
/p>
<
<

<3/span> Yorum: “
    <
  1. # <Blogger TaRayazıyor...