<

<



Bilenler bilir, İstanbul Radyoevi şehrin göbeğinde, turizm şirketleri ile çok katlı oteller arasında kalan bir bölgede, Harbiye’de bulunur. TRT İstanbul Radyosu, dinleyenlerine yıllardır bu binadan seslenir. Yapı, 1945’te açılan proje yarışması sonucunda, Doğan Erginbaş, Ömer Güney ve İsmail Utkular’ın ortak projesinin seçilmesiyle, Kasım 1945’te temelleri atılarak yapımına başlanmıştır. 4 katlı bina, 19 Kasım 1949 günü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün açış konuşmasıyla hizmete girmiştir.



Radyoevi mimari tarz olarak değerlidir; Anıtkabir, Çanakkale Anıtı, Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Büyük Millet Meclisi, İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakülteleri, İstanbul Adalet Sarayı, Sayıştay, Mülkiye, Dil-Tarih, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi gibi İstanbul Radyoevi’de II. Ulusal Mimarlık Dönemi yapılarının en karakteristik özellikleri olan simetri ve anıtsallık tarzını bünyesinde barındıran yapılardandır. Tipik bir yeni klasik tasarımdır, varlığını o yıllarda Almanya’da egemen olan Hitler dönemi mimarlığının tercihlerine borçlu gözükür. Kireç taşı kaplı simetrik kitlesi devletin iletişim aracılığıyla kültürel yaşam üzerinde taşıdığı ağırlığı bir kez daha duyurur niteliktedir.



Radyoevi’nin hemen yanı başında Harbiye Askeri Müzesi, Kültür Sitesi ve Orduevi bulunur. 27 Mayıs 1960'ta başlayıp 12 Eylül 1980'e kadar süren dönemde, ihtilalci askerlerin üzerine titredikleri binaların başında -sebeplerini tahmin edebileceğiniz üzere- Radyoevi gelir. Yani jeopolitik de bir önemi vardır binanın. Ama binanın bir de talihsizliği var. O da, bugün çoookca paranın döndüğü bir vadide yapayalnız kalıvermesidir.




Şimdilerde ise Radyoevinin üzerine turizmciler titriyormuş. TRT çalışanları ise “evlerini” turizmcilere kaptırmamak için direniyor. Turizm Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, tarihî binanın atıl vaziyette bekletildiğini öne sürerek kendilerine tahsisini istiyormuş. Binayı yıkarak, yerine, alışveriş-eğlence merkezi ve otel yapılması gündemde. Başaran Ulusoy, Tahincioğlu Holding ve Dedeman Grubu’nun ortaklarından, aynı zamanda, Uktaş Uluslararası Kongre Sarayı Tesisleri İşletmeciliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı.



Başaran Ulusoy daha önceleri İstanbul'daki Feshane, Sütlüce ve Maslak Kongre Kültür Merkezlerinin Uktaş tarafından işletilmesi gerektiğini ifade ettiği gibi yine Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin de kendilerine tahsis edilmesini gündeme getirmişti. Anlaşılan Başaran Ulusoy’un sözcülüğünü yaptığı, Uktaş A.Ş, Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’nin yanı sıra, Radyoevi ve Açık Hava Sahnesi’ni de alıp, “Kongre Vadisi” olarak bilinen bölgeyi, “Uktaş Vadisi” haline getirmeyi planlıyor. Bu planları elbet yapacaklar, onların işi bu, uygulamaya geçmediği takdirde bizim için pek de sorun değil. Nitekim Uktaş ve Tursab 1990’ların sonundan beri bölgeye talip olduklarını her fırsatta dile getiriyorlar, ama itibar görmediğinden dillendikleriyle kalıyorlardı. Ta ki, Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nin hafta sonu eki İşte İnsan’da yazacak konu bulamayıncaya kadar.Mehmet Barlas'ın aklına aşağıda ki satırlar kendiliğinden mi geldi, ya da ilham perileri mi kulağına fısıldadı, doğrusu benim pek malumatım yok.

…kunt beyaz Radyo binası da, kanımca eski anlamını kaybetmiş yapılardan biridir. Günümüz dünyasında radyo yayıncılığı için önünde askerlerin nöbet tuttuğu, içinde köhne stüdyo ve salonların bulunduğu bir binaya ihtiyaç yoktur. (…) Keşke mümkün olsa ve İstanbul Radyosu binası da bir kamu ihalesiyle satılıp, yerine görkemli, modern bir otel yapılabilse. Görülen o ki Taksim'den başlayan ve Taşlık'a uzanan alanda ve vadide bulunan taşınmazlar büyük değer ifade ediyor. Swissotel'den sonra Hilton'un da büyük bir rekabet içinde satılması bunun kanıtı. AKM ve Radyo gibi kamuya ait binaların bu açıdan yeniden yapılandırılmaları, hem aklın hem de ekonominin gereğidir.


Aradan çok geçmeden Vatan Gazetesi’nde Cengiz Semerci, "İstanbul Radyoevi yıkılsın yerine otel yapılsın (mı)? ", diye bir yazı yazdı.



Bugün ise TRT çalışanları Radyoevi önünde bir basın açıklaması yaptı. TRT Genel Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, “TRT İstanbul Bölge Müdürlüğü ve radyo binasının yıkılacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, Kurumumuzun söz konusu bina ile ilgili yıkma, satma gibi bir projesi, çalışması veya kararı bulunmamaktadır.” demesine rağmen bir dedikodu (!) almış başını gitmiş.



Kentler, tarihi kimlik, turizm, rant, şu, bu deyip konuyu uzatmaya gerek yok. Olayları arka arkaya sıralayınca üstüne yorum yapmaya gerek bile kalmıyor. Her şey ortada!




Radyoevi’nin yıkılarak ya da yıkılmayarak otel, alışveriş merkezi gibi kullanılması tarihi bir yanlıştır. Ama yanlış olan bir şey daha var, o da böylesi bir binanın hala sadece radyo yayını yapılan bir yer olarak kullanılıyor olmasıdır. Kapısında jandarmanın beklediği o devasa yapıda acaba kaç oda kullanılıyor? Radyo yayını nerde olsa yapılır. TRT çalışanlarının bir mazisi var o binada bunu anlamak mümkündür. Ama kapısının önünden her gün binlerce turistin geçtiği bir binanın sadece “dışını” turistlere göstermek kimseye pek bir şey kazandırmaz.



Bugün Radyoevi sayısız uluslararası kongre düzenlenen bir turizm merkezinin ortasında kalmıştır. Gelen turistlerde, turizmcilerin “A grubu” diye nitelendirdikleri, gelir ve harcama seviyesi yüksek kesim. Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı takviminin 2010 yılına kadar dolu olduğunu düşününce bölgenin önemini ve trafiğini daha iyi anlıyoruz. Taksim’den yürüyerek 15 dakikada gidilecek bir bölge ve gelecek yıllarda ziyaretçi sayısının katlanarak artacağını görmek de o kadar zor değil. Artık Türkiye’de ihtilâl faslı da kapandığına göre, ordunun anında tankları önüne çekerek el koyacağın bir radyo binasının yanı başında olmasına da pek gerek yok.




Madem Radyoevi’nin geleceği tartışılıyor; görkemli modern oteller, alıveriş ve eğlence merkezleri önerileri yapılıyor. Radyoevi böylesi bir turizm vadisinin ortasında iken neden bir kent müzesine dönüştürülmesin? Adı da yine Ravyoevi kalsın. 100 yakın odadan birkaç tanesi TRT tarihinin sergilenmesi için elbet ayrılır. Birkaç odada ise ilk seslerinin yankılandığı ihtilal anı ve yılları (sığarsa tabi) görsel ve işitsel eserlerle ziyaretçilerin beğenisine sunulabilir.



Mehmet Barlas’ın önerdiği en “modern otel” bölgede en fazla 10 yıl “modern” kalabilir. Bir kent müzesi ise, her daim modern ve evlâdır. İlla turistleri yatıracak yer arıyorsanız, bugün İstanbul Radyosu’nun da üzerinde bulunduğu Cumhuriyet Caddesi’nden Dolepdere ve Yenişehir’e doğru inen, işgal altında olan vakıf mallarının bulunduğu Elmadağ Caddesi ve civarında çok güzel binalar var, ufak bir tadilatla butik otel tarzında kullanılabilir. Yok, illa birilerine yeterince rant sağlanamadı diyorsanız, bilemem!
/p>
<
<

<3/span> Yorum: “
    <
  1. # <Blogger ivrizyazıyor...