
İnternette üniversitelerin kütüphanelerini gezerken; gözüm Elazığ' daki Fırat Üniversitesi'nin mezuniyet töreni fotoğraflarına takıldı. 16 Haziran 2005' de çekilmiş yukarıdaki fotoğrafa bu linkten de ulaşabilirsiniz.
Kırmızı halılar üzerine sıralanmış, kırmızı döşemeli boş koltuklar... Arka sıralara doğru artan izdiham... Koltukları ortalayıp oturduklarına göre, rektör ve eşi olmalı o ortada ki yalnız çift de. Böylesi trajikomik bir fotoğrafı da sitelerine koymaktan da çekinmemişler. Ne protokol hastalığıyla, ne de Türk Üniversitelerinin haliyle uğraşıp canınızı sıkmayalım bu öğle saatlerinde. Sadece fotoğrafda ki estetiğe bırakın kendinizi, kargadan başka kuş bilmezliğin dayanılmaz huzurunu getirin aklınıza; rahatlayıp, gevşeyin.
"İlim, irfan, fen; tesadüfen azizim tesadüfen"


Gayet anlamli bir resim bulmussunuz. Benim de universite uzerine bir yazim vardi, bunu tasdikler mahiyette http://izlenimler.blogspot.com/2005/06/niversite-meselesine-dair.html
Yazik...
Bu fotoğrafa ilk baktığımda henüz yorum değeri "sıfır" idi . Belki de okuyucu bir değer kazanmasın diye pasif eylemlenmiştir. Bana ise Ankara'nın Cumhuriyetin ilk yıllarındaki resmi bayram resimlerini hatırlattı. Meydanda bir yığın resmi adam, arkalarında bölük bölük askerler ve sıra sıra öğrenciler. Ortada bayramı kutlanan Halk eksik!!! Yok mu bu resmi zevatın bir azîz halkı?! Vardı elbette ama, zabıta ve askerlerin başını tuttuğu sokaklar boyunca uzayan köylü kasketli kalabalığın ta kendisi! İzdiham ve sıkışıklık içinde meydana ve bayrama sokulmayan Halk! Diyorum ki, ne koltuklar bir anlam ifade ediyor üzerinde adam oturmayınca, ne bayramların bir sevinci oluyor Halkı olmayınca.
Üniversitelerin o kadar çok sorunu var ki... Sadece başlıkları yazmak bile gözümde büyüyor. Üniversitelerin, 1946 dan sonra içine girdiği süreç artık yama tutmaz hale geldi.
Geçen bunca yıl, heba edilen ülke kaynakları, köreltilen bunca insan. Eğitim sistemin üzerinden geçtiği bir ulus...
İşin kötüsü, artık bu sistem kemikleşmeye başlıyor.Bir kaç kanun çıkarmakla değişecek bir sistem değil bu.
Kendine güveni olan, seçim kaygısı gütmeyen, eli kolu evvelki maarifetleri(!) ile bağlanmamış, "gerçek bir iktidar" ne zaman yasama ve yürütmeye hakim olurda, ülkeye gerçek bir hizmet vermek isteyip üniversite sorununa el atarsa, sorun ancak düzeltilibilir. Diğer türlüsünü çok gördük... Çok yazılıp, söylendi. Tekrara gerek yok.
Dert belli, derman belli; ama yapacak "ruh" yok.
İzlenimler' deki yazıda da güzel gözlemler var, haklılık payı çok. Yazık...
Gerçketen yazık, üzülmemek elde değil.
Protokol kısmı apayrı bir vaka, Bayramları bırakın, Ankara' nın ana caddelerinde, kasket ve şalvarlı köylünün, zorla arka sokaklardan yürütüldüğü bir dönem dahi tarihe geçmiştir bu ülkede.
atatürk hep halkın içindeydi
rahat uyusun.
PROTOKOL
Dilimize eski latince ve yunanca'dan geçme bir sözcük!!!
Daha doğrusu "Proto" ve "Kolos" sözcüklerinin birleşmesinden türeme bir deyim...
Lugat anlamiyla "Proto" birinci demek..
"Kolos" ise, insan poposunun çoğulu oluyor..
Hadi tam karsiligini soyleyelim... pardon ama "götler" demek.
Sözcük anlamlarini birleştirdigimizde ise deyimin tam karşiliği
"Önde Gelen Götler" olarak karsimiza cikiyor.
"Kolos" sözcügünün zamanla çogul eki olan (os) deyimden atilmis,
geriye "Protokol" yani "önde gelen göt" lafi kalmis.
Toplum icinde yükselip de protokole giren bazilarinin zamanla
"Götünün kalkmasi" da bundandir..