<

<




“Okuyucuların yüksek huzurunda açıklıyorum: Bir insanın bizim yaptığımız işi yıllarca sürdürebilmesi ve topluma çok yararlı bir iş yaptığına sahiden inanması için af buyurun bir miktar kafadan kontak olması gerekir.” Yanlış anlamayın bunları ben değil; Sabah Gazetesi’nde İlker Sarıer 17 Ağustos’da “Kim okur kim yazar?” başlığı altında yazdı. İlker Sarıer yazının devamında ise çaresizlikten yakınmış. “Yazıyorsun da, ne oluyor?” diye sormuş kendi kendine. Faili olmadığı sorunlara, sanki takan varmış gibi, çözümler aramasına da bir anlam verememiş.




Polemik” adlı köşesinde İlker Sarıer bugün yine bir yazı yazmış, o da şöyle; “Bir insan, ülkenin en büyük gazetelerinden birinde günlük yazı yazıyorsa, ister istemez kendini "önemsemeye" başlıyor. (…) Her gün 450-500 bin satılan, belki bunun üç dört katı kişiye ulaşan bir gazetede "sahne alıyorsun", sonra da hâlâ kendinden alçakgönüllü kalmayı bekliyorsun olacak iş değil.(…) Bu durumda da ister istemez, Türk milletinin her sabah okumak için senin yazını beklediğini falan zannetmeye başlıyorsun. Sanıyorsun ki, sen yazmasan yer yerinden oynayacak! (…) Peki bu nasıl bir dürtü ya da nasıl bir egodur ki, bir insan yazı yazmaktan bu kadar haz duyar, hoşnut olur. "Sahne tozu"dur bu veya bizim meslekte "köşe tozu" diyelim.”




Yüzünden ve yazılarından aslında iyi niyetli birisi olduğunu anlıyorsunuz İlker Sarıer’in ama iki yazı arasında ki zaman farkına bakıyorsunuz, sadece 7 gün. İlker Sarıer yanlış hatırlamıyorsam hukuk mezunu ama yazdıklarından anladığımız kadarıyla o gazeteciliği değil köşe yazarlığını meslek edinmiş kendine; “köşe tozu” yutacak kadar da “meslekte” zaman geçirmiş olduğuna göre böylesi okur-yazar bunalımlarını çok önceleri halletmiş olması gerekmez miydi?



Bir hafta önce yazdığı bunalım yazıyı okuyunca İlker Sarıer adına endişelenmiştim. Büyük gazetelerde “sahne alan” birisinin, enerjisini dışardan değil de, kendi içinden alması gerektiğini söylemekte sanırım çok iddialı olur ama her ne olursa olsun bir yazarın/insanın başkalarından önce kendisine ispat etmesi gereken şeyler yok mudur? Belki de bu sıralar kilo vermekle uğraştığı için böylesi gelgitler yaşıyordur.



Aslında olumsuz bir eleştiri yazısı yazmak niyetinde değilim. Çünkü en azından içten yazılar bunlar. Bilerek ya da bilmeyerek bu sorunu köşesine taşımış. Belki kendisi de bir hafta önce yazdıklarını çoktan unuttu. Birkaç takdir-tebrik mesajı alınca “sünnet çoçuğu gibi” sevindi ve çalakalem bunları yazdı. Demek ki ilerleyen yaşlarda bile hala böyle sorunlar olabiliyormuş… Bunalımda ki bloggerlarımıza duyurulur.
/p>
<

Google


Vikipedi Ansiklopedi Değildir








Bu bloga eklenecek yeni yazıları RSS tekniğiyle

 XML›