<

<




Bu ülkenin gazeteci ve köşe yazarlarına bir konuda haksızlık yapıldığı kanaatindeyim, bu haksızlığa bende bilmeden katılmıştım önceleri.



-Neden saçma sapan konular gazetelerde, televizyonlarda haber yapılıyor, bu yetmezmiş gibi köşe yazarları niçin bu saçmalıkları uzatıp köşelerine taşıyor?



-Neden adam akıllı “gazeteci kitapları” göremiyorum kitap raflarında?

diye sitem ederdim. Elbette basının, eleştirilecek daha yüzlerce vak’ası var ama en azından bu bahsettiğim konuda benim gözümde aklandılar. Çünkü öyle veya böyle yayımlamak zorunda oldukları o kadar fazla gereksiz olay var ki bu ülkede. İşleri gereği bunca gereksiz haberi takip etmek zorundalar, bu kadar gereksizliğin arasında insan vakit bulup kitap değil, mektup bile yazamaz herhalde. İşte bir lüzumsuz son dakika haberi de daha;



Spencer Tunick adlı bir fotoğrafçı, Çıplak Dünya diye bir proje kapsamında, yüzlerce insanı soyundurup fotoğraflıyormuş.Tunick’ in daha önce Bruges, Barcelona, Lizbon, Londra ve New York şehirlerindeki çalışmalardan eminim bir çoğunuzda haberdarsınızdır. İşte bu eşsiz sanat dahisi (!) bu seferde “İstanbul’ u soyacağım” demiş.



Tunick’i suçlamıyorum aslında, o soyundurdukları insanlardan daha akıllı en azından. Sanatçı eserini daha geniş kitlelere yayma ihtiyacı hisseder her zaman, eğer Tunick’ ide sanatçı sınıfına koyarsak, ses getirecek konuyu bulmuş işte.




İnsanoğlu belirli bir refah düzeyini yakaladıktan sonra farklı arayışlar içine girer. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Kimi toplumlar, arayışlarını müspet yönde kanalize ederken, kimi bulanık akıllılar ise insanlığının sınırlarını zorlarlar. Vahşet ve cinsel sapkınlıklar bunların başında gelir. Bazı sapkınlıklar daha ziyade kabul görmüş kesimin, makbullüğüne devamı için farklı şekilde isimlendirilir, yüceltilir. Cinsel sapkınlıkların genellikle sanat ve bilim adına yapıldığına dair deliller aranır. Sanatta yeni soluk, arayışlar, farklı bir bakış açısı gibi, “kısa süreli beynin” “iyi” olarak anlamlandırdığı terimler seçilir. Tunick’ de ya bu yolu bile bile seçti, ya da gerçekten, teşhircilikle ilgili sorunları var. Hangisi olursa olsun iki seçenekte de, şehirlerde çırılçıplak insanların fotoğraflanmasına sanat denmesi gerçekliği var. Bu alenen teşhirciliğin, yüceltilmesidir.



AB'li yada ABD'li sorunlu her insanın yaptığını çağdaşlık, hoşgörü diye karşılayıp sahiplenen bir kesim oluştu son yıllarda Türkiye’ de. Taşrayı, o da gitmişlerse, askerde falan gören, ya da hiç görmeyen bir kesim. Halkından, yaşadığı toprakların değerlerinden habersiz bir çağdaş insan profili, kısaca digitürkler diyelim biz onlara. Şimdi izninizle bu digitürklere teşhircilikten bahsedelim biraz. Teşhircilik bir cinsel sapkınlıktır ve TC topraklarında şehir içinde yüzlerce kişinin soyunması suçtur. "Edebe mugayir" harekettir. Örfi olarak konuyu tartışmaya bile gerek duymam. Ama mikrofonlarının büyüklüğünden olsa gerek bu digitürklerin sesleri daha çok çıkıyor bu ülkede... Asıl halk ise “töbee töbee” demekten ileri gidemiyor.




Haberin olduğu linkte bir de yorum kısmı var. PCUser takma adlı bir okuyucu şunları yazmış;

“Örümcek adamlar karşı çıkacak duruma; modernliğin simgesidir böyle bir yaklaşım. Bakalım neler olacak ? merakla izliyorum .. avrupa da izliyor, acaba onlar kadar avrupalımıyız diye ..”


İşte yukarıda ki tarife uyan müzmin gereksiz gazete okuma histerisine kapılmış kendince duyarlı, algıları açık bir digitürk, vatandaşı bu hale nasıl bir sistem getirdi bunu biliyorum, ama bu digitürkleri nasıl kazanırız onu bilemiyorum.



Avrupalılık merakı, “böyle mi AB’ ye gireceğiz” teranelerinden hala bıkıp usanmadan, medenilik kavramından bihaber, modernliğe birde simge bulmuş vatandaş kafasında. Yazık...




Şehirli yalnız insanı, zırhından arındırıp, birlik halinde, anadan üryan fotoğraflamak, elinde megafonla çıplak insanların arasında dolaşıp, bu yönde mesajlar vererek, onları bir arada (beklide para karşılığı ) tutmak. Bu modern denilen insanların zaaflarından yararlanmaktır. Belki haberin altındaki bahsettiğim okuyucu yorumunu görmesem bunları uzun uzadıya yazmayacaktım. Daha fazla uzatmaya da gerek yok, bu rezaleti ülkemin topraklarında görmek istemiyorum. İstanbul’ un hiçbir meydanı, bu rezaleti kaldıracak kadar köksüz ve ruhsuz değildir. Bahsedilen anlamda modern adam olmaktansa, örümcek adamlığı da kabul ediyorum.



Unutmadan şunu da söyleyeyim, tüm gazete patronları ve genel yayın yönetmenleri:



Gerçekten çok satan bir gazeteye sahip olmak istiyorsanız; her gün, bu tür gereksiz, polemik çıkartmaya meyilli onlarca haber geçiyor ajanslar, yurt içinde ki ve yurt dışındaki bu türden lüzumsuz haberleri toplayıp, bir “gazete” çıkartın… Tiraj neymiş o zaman görürsünüz. Belki o zaman bu trajikomik haberlere “günlük siyasi gazete”lerinizde yer vermezsinizde biz de rahatlarız.



Köşe yazarı transferine gelince, hemen her gazete de üstat denilen, zat-ı muhteremler vardır. Onları da alın “gereksiz haberler gazetesine” emin olun zorluk çekmezler. Fıkralarla, kıssadan hisselerle, kadın hikayeleri ile günü geçirip giderler. Onları da tüm sayfalara dağıtmayın, tek bir sayfada toplayın ve sayfaya da “köşebentler kahvesi” adını verin. Körler sağırlar, orda birbirlerini ağırlayıp dururlar. Bendende başkaca bir şey beklemeyin.



Son söz: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mi edersin Allahım!”


(A'raf/155)
/p>
<
<

<3/span> Yorum: “
    <
  1. # <Anonymous wasyazıyor...