<

<





Bugün, Osmanlı Devleti’nin eski Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın, ölümünün 83. yıldönümüydü, Şişli Abide-i Hürriyet Meydanı’ndaki mezarı başında ruhuna Kur’an-ı Kerim okunarak anıldı. 4 Ağustos 1922’de Orta Asya’nın Pamir eteklerinde Çegan tepesinde Ruslar tarafından vurularak 42 yaşında şehit düşen Enver Paşa’nın kemikleri, ancak şehit düşmesinin 74. yıldönümünde Türkiye’ye getirildi ve 5 Ağustos 1996’da yapılan devlet töreniyle Abide-i Hürriyet Parkı’ndaki mezara yerleştirildi.








Enver Paşa, İttihat ve Terakki, 31 Mart ve Mustafa Kemal… Konular o kadar iç içe ve girift ki. İlkokuldan beri öğretilen “tarihten ders almak” kavramı yanlış yorumlanıp, siyasi ve dini maksatlarla “tarihi arkasına almak” şeklinde tezahür ettiğinden hepsi üzerine laf edip, tek bir yargı çıkartma gafletinde bulunmayacağım. İnsanlar tarihi olduğu gibi kabul etmeyi, istemedikleri sürece elden başkaca bir şey gelmez. Hala Vahdettin ve Mustafa Kemal’ den birini içine sindiremeyenler varken, Osmanlı’ dan, Cumhuriyet’e geçilmesinin gereklerini anlamayanlar varken; konuyu, taa Adem ile Havva’dan başlatıp anlatmak gerek. Bunu zaten birileri yaptığına göre, anlamayanlar için yapacak tek şey kalıyor: Oturup adam akıllı öğrenmek. Gerisi laf-ı güzaf…








Günün anlamına binaen benim değinmek istediğim ufacık bir ayrıntı(!) var. O da, Abide-i Hürriyet Anıtı' nın şekli… Her anıtın bir anlatmak istediği vardır. İbret verici olayları hatırlamak, gelecek kuşaklara da bir şeyler bırakmak adına yapılır anıtlar. Bir nevi balık hafızalı olmadığımızın ispatı da diyebiliriz. Peki, Abide-i Hürriyet, hangi olayın arkasından niye anıtlaştırıldı? Neyi anlatmak istiyor?







Şişli Belediyesi'nin de amblemi olan Abide-i Hürriyet anıtı, Şişli' nin 130 rakımlı en yüksek tepesi olan, kuzeybatı kesiminde birinci çevre yolu ile Şişli-Kağıthane Caddesi arasında kalan kısımındadır. II. Mehmet'in İstanbul'u kuşatması sırasında otağını kurduğu yerlerden biri olduğu sanılmaktadır. Anıt, yakın tarihimizde 31 Mart Vakası olarak bilinen meşrutiyet karşıtı ayaklanmanın bastırılması sırasında şehit olanların anısına yaptırılmıştır. Ayaklanma, “Din elden gidiyor.” , “Şeriat İsteriz.” sloganlarıyla başlar. Rumi takvimle 1325 yılının 31 Martı'na denk geldiği için tarihe 31 Mart Vakası olarak geçen ayaklanma; 13 Nisan 1909'da İstanbul'da başlar, Dersaadet kan gölüne döner. Ayaklanma Selanik'ten gelen içinde Mustafa Kemal’in de bulunduğu Hareket Ordusu tarafından da bastırılır.







Aynı yıl, 31 Mart Vakası'nda ölenlerin anısına bir anıt yapılmasına karar veriliyor... Yarışma açılıyor... Mimar Muzaffer Bey 'in projesi birinciliği kazanıyor ve hemen o yıl Hürriyet-i Ebediye Tepesi'nde Abide-i Hürriyet'in yapımına başlanıyor; anıt 23 Temmuz 1911'de törenle açılıyor... Yıllarca, çağdaşlığın, demokrasinin ve laikliğin simgesi olarak anılan anıt, eşkenar üçgen bir plato üzerinde yükseliyor, üç yüzünde, altıgen mühürler şeklinde şehitlerin adları yazıyor... 74 şehit, anıtın altındaki mekânda yatıyor... ''Makber-i Şüheda-i Hürriyet'' yani ''Hürriyet Şehitlerinin Mezarı'' adlı bu anıtta; Mithat Paşa, Mahmut Şevket Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa’nın da kabirleri bulunuyor. Anıt bugünlerde gündüz çoçuklara gece sarhoşlara ev sahipliği yapıyor, pek çok tarihi eserimiz gibi bakımsız bir halde.








Evet, şimdi son ayrıntıyı da ekleyelim; örme taştan yapılan bu anıt, semaya doğru atış yapan bir top şeklindedir. Gerici bir ayaklanma ve sonrasında dikilen, istikameti gökyüzüne çevrilen, ateşlenmeye hazır bir top… Demiştik ya, her anıtın bir anlatmak istediği vardır diye; peki bu anıt sizce neyi anlatıyor? Bugün anıtın dibinde Enver Paşa’nın ruhuna Kur’an-ı Kerim okuyanlara da aynı soruyu soralım, sonra hep beraber “Amin!” deriz.






Önemli Not: Hala yaşlı bir şairin güdümünde anlamsız Vahdettin tartışmlarına katılan zihniyet sorudan muaftır.
/p>
<
<

<12/span> Yorum: “
    <
  1. # <Blogger dicleyazıyor...