<

<



"30 Ağustosta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk milletinin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve pek çok son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif zordur. Eğer ben, açıklamakta zayıf kalırsam beni hoş görünüz."


Mustafa Kemal, 30.08.1928




Bir milletin kaderine meydan okuyuşu...






Bütün plânlar hazırlanmıştı. İşin en zor tarafı başlıyordu. Ordu büyük kısmı ile Konya-Afyon demiryolu etrafında bulunuyordu. Bu taarruz plânına göre şimdi ordunun büyük bir kısmı bulunduğu noktadan kalkacak, günlerce yürüyüp, kilometreler aşıp, Afyon güneyine ve batısına yanaşacaktı. Öyle birkaç tabur veya alay da değil, koca tümenler, kolordular... Yani onbinlerce insan, atlar, arabalar, tonlarca cephane ve bunların yürümesinden çıkacak toz bulutu...





24 Ağustos akşamı herkesin Ankara'da olduğunu sandığı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşalar karargâhları ile birlikte cephenin 20 km. yakınlarındaki Şuhut'a vardılar.
Hazırlıklar günlerce sürmüş, onbinlerce insan, binlerce ton cephane ve malzeme, yüzlerce top, düşmana sezdirilmeden düşman savunma mevzilerinin 20 km. dibine kadar sokulmuştu.
Her şey büyük bir gizlilik içinde yapılmış, o güne kadar çok az kimsenin bildiği taarruz günü ve taarruz esaslarını açıklayan cephe emri bile Ağustos öğlen 12.00'de yayımlanmıştı. Su uyur, düşman uyumazdı; ama, tarihler hiç böyle derin uyuyan bir düşman yazmamıştı.
26 Ağustos sabahı düşman mevzilerini döven topçu ateşiyle Türk'ün büyük taarruzu başladı. Hiç beklemediği bir yer ve zamanda öldürücü darbeyi yiyen düşman, neye uğradığını şaşırmış, önceki gece katıldıkları balonun yorgunluğunu üzerinden atamayan Yunan subayları daha karargâhlarına bile ulaşamadan ilk bozgun haberleri gelmeye başlamıştı.
26 Ağustos günü ilk Yunan mevzilerini ele geçiren Türk ordusu, 27 Ağustos'ta düşmanı önüne katarak Sincanlı ve Afyon ovalarına indiler. Darmadağın olmuş Yunan Kuvvetleri 27-28 Ağustos günleri Sincanlı Ovası'ndaki tepelerde tekrar savunmaya geçmek istedilerse de başaramadılar. Dumlupınar-Uşak doğrultusunda kaçan düşmanın büyük kısmı güneyden 1nci Ordu, kuzeyden de 2nci Ordu birliklerinin tazyiki sonucu, Aslıhanlar Bölgesi'nde sıkıştırıldı ve kuşatıldı. 30 Ağustos günü Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Paşa'nın muharebe sahasının içinde bulunan Zafer Tepe'den yönettiği taarruz sonucunda bu kuvvetlerin büyük kısmı imha edildi. Tarihin en cüretkâr taarruz plânlarından birisi başarı ile uygulanmış, milletin elindeki avucundaki her şeyi bu son taarruz gücü, düşmanın hiç beklemediği bir yer ve zamanda öldürücü darbeyi vurarak, bizlere geleceğin modern Türkiye'sini hediye etmiştir.



Sadece Çanakkale Muharebeleri değil, bu halkın tümü Milli Mücadele yıllarını gayet iyi bilmeli ve çoçuklarına öğretebilmeldir. Törenlerde resmi geçit yapıp şiir okumak yerine, adam akıllı Mondros'tan Mudanya'ya ne şartlar altında gelindiği bilinmelidir. Bir millettin mirasını yediği yılları, bilmemesi olsa olsa zillettir, varlığına eziyettir. İlk hedefin (Akdeniz) ifâsından bugüne tam 83 yıl geçti, yine de kutlu olsun...



.....................................................



Yeri gelmişken Turgut Özakman'ın, 50. baskısına yaklaşan "Şu Çılgın Türkler" adlı eseri ısrarla tavsiye olunur.
/p>
<
<

<11/span> Yorum: “<30 Ağustos Zafer Bayramı#8221;

    <
  1. # <Blogger enahxusyazıyor...